Site Rengi

DOLAR 7,8158
EURO 9,4809
ALTIN 461,55
BIST 1.331
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 17°C
Parçalı Bulutlu

Bilinmeyen İskenderpaşalı: Süleyman Demirel

12.07.2020
A+
A-

Milli Görüş hareketi, İskenderpaşa cemaati olarak bilinen Gümüşhanevi dergahının, Cumhuriyet döneminde “huruç” yani bir siyasi çıkışı görülür.

Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Turgut ve Korkut Özal kardeşlerin şekillendirdiği muhafazakâr Türk siyasetinin,  ananevi olarak manevi bir güç merkezi ile irtibatlandırılması sonucu Süleyman Demirel hariç diğer isimler, kendilerinin meşruiyetini Gümüşhanevi Dergahının postnişinleri Kazanlı Şeyh Abdulaziz Bekkine ile Kafkas Muhaciri Bursalı Mehmet Zahit Kotku ile sağlamaya çalıştılar. 

Soğuk Savaşın Muteber Sovyet Muhaciri Abdulaziz Bekkine…

Ruzi Nazar gibi CIA görevlilerinin Soğuk Savaş stratejisi, Osmanlı dönemi sömürgecilik karşıtı Pan-İslamist tarihi bilincin kullanılmasın üzerine kurgulanmıştı.

Müslüman Türklerin tarihi düşmanı Rus İmparatorluğu, ancak ve ancak yeni ideolojik silahı Komünizm’le birlikte ortadan kaldırılabilirdi.

CIA propagandasına göre Sovyet Rusya, egemenliği altında tuttuğu Ortaasya Müslümanlarına zulmediyordu. Sovyet Rusya ve Komünizm’in tasfiye edilmesi elzemdi. 

Sonuçta CIA/Vatikan propagandasından etkilenen İslâm dünyası, Vatikan merkezli “Ehli Kitap” işbirliğini savunan cemaatler sayesinde Soğuk Savaş döneminde Komünizm karşısında Batı Emperyalizmine kucak açtı.

Ancak Gümüşhanevi postnişini Kazanlı Abdulaziz Bekkine‘in antiSovyetik misyonu, erken dönem Yeşil Kuşak Projesi kapsamında ele alınabilir.

Kazanlı Şeyh Abdulaziz Bekkine’nin ardından Gümüşhanevi postnişini Mehmet Zahit Kotku‘nun görev yaptığı İskenderpaşa Camisi’nden dolayı “İskenderpaşa Cemaati” olarak adlandırılan bu dini gruba, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası yüklenilen misyon, 1920 TBMM Hükümeti ile başlayan Ankara – Moskova arasındaki siyasi ekonomik ve teknolojik işbirliğini ortadan kaldıracak teknik ve bürokrat kadroları yetiştirmektir. 

Kazanlı Şeyh ve teknokrat takipçileri…

1949 senesinde Hasib Efendi’nin Hakk’a yürümesinden sonra Gümüşhanevi Dergahı postnişîniolan olan Abdülaziz Efendi, Kazan’dan göç ederek İstanbul’a yerleşen tüccar Hâlis Efendi’nin oğludur.

Beyazıt Kaptanpaşa Camii imamı Halil Efendi’den Arapça ve din dersleri okuduktan sonra Dârüttedrîs Mektebi’ne girerek buradan mezun oldu. 

On beş yaşında iken ailesiyle birlikte Kazan’a gitti. Öğrenimine bir süre Kazan’da devam etti. Daha sonra Buhara’ya geçerek devrin tanınmış âlimlerinden dinî ilimleri okudu. Babası vefat edince tekrar Kazan’a döndü. 

1917 Sovyet Devrimi’nin ardından on altı kardeşiyle birlikte İstanbul’a dönmek üzere yola çıktı. Bir süre Bakü’de kaldıktan sonra 1921’de İstanbul’a geldi. 

Kendisi gibi İstanbul’da Kazan Türklerinden Yusuf Akçura, Sadri Maksudi Arsal, Ayaz İshaki gibi ünlü Türkçüler vardı.  Ayrıca Hilmi Ziya Ülken ile teyze çocuklarıdır. 

Geçimini sağlamak için kardeşleriyle birlikte bakkal dükkânı işletti. Daha sonra Beyazıt Medresesi’ne  devam etti. 

Bu yıllarda medrese arkadaşı Mehmet Zahit Kotku ile meşhur Nakşibendî-Hâlidî şeyhi Ahmed Ziyâeddin Gümüşhânevî’nin halifelerinden Tekirdağlı Şeyh Mustafa Feyzi Efendi’ye (ö. 1926) intisap etti yani bağlandı. 

Kendisinden icâzet ve Gümüşhânevî’nin Râmûzü’l-Eḥâdîs̱ adlı eserini okutma izni aldı. 

Tarikat silsilesi Mustafa Feyzi, Ömer Ziyâeddin Dağıstânî ve Gümüşhânevî vasıtasıyla Nakşibendîliğin Hâlidiyye kolunun kurucusu Hâlid el-Bağdâdî’ye ulaşır. 

Şeyhinin vefatından sonra uzun yıllar Serezli Hasib Yardımcı Efendi’den (ö. 1949) istifade etti.

Abdülaziz Efendi, irşad izni aldıktan sonra imamlık görevine başladı; Beykoz ve Aksaray’da iki camide bir süre imamlık yaptı. Bu göreve daha sonra Yazıcı Baba ve Kefevî camilerinde devam etti.

Soyadı kanunu çıkınca “Bekkine” soyadını aldı. Vazifesi 1939’da Zeyrek’teki Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii’ne nakledildi. Bu camide on üç yıl hizmet yaptı.

Abdülaziz Bekkine, daha çok Hacı Aziz Efendi adıyla tanındı. Tekkelerin kapatılmasından sonra, diğer şeyhler gibi irşad faaliyetini evinde yaptığı sohbetlerle sürdürdü.

Postnişin olduğu yaklaşık 3,5 yıllık süre içinde Tarikat sohbetleri ve Râmuz el-Ehadis adlı eserden Hadis sohbetleri yapmış, yapmış olduğu sohbetler, vefatını müteakiben talebeleri tarafından derlenerek yayınlanmıştır. 

Cumhuriyet devrinin dikkate değer fikir adamlarından Sosyalizmi savunan tek İslamcı Nurettin Topçu ona intisap ederek düşünce dünyasına yeni bir yön verdi. 

Kazanlı Şeyh Bekkine, özellikle üniversite öğrencileri üzerinde etkili oldu. İstanbul Teknik Üniversitesi’nin başarılı öğrencileri Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel gibi isimler sohbet halkasına dahil oldular. 

Abdülaziz Bekkine, bu talebelerin üniversiteyi bitirip özel sektöre geçmek yerine, Üniversite’de kalarak akademik kariyerlerine devam etmelerini, eğitim ve öğretime katkı sağlamalarını istemiş ve isteği talebeleri tarafından gerçekleştirilmiştir.

Senirkentli gençlerin gazetesi ve Tahsin Tola…

Orhan Okay, “Silik Fotoğraflar” isimli kitabında İstanbul’da öğrenim gören Senirkentli gençlerin yayınladığı “Haftalık Senirkent” adlı yayın organında Abdulaziz Bekkine‘nin Cuma Hutbelerinin köşe yazısı gibi yayınlandığını  belirtir. 

Senirkentli emekli eğitimci araştırmacı yazar Ömer Özcan, “Halka ve Senirkent’e Adanmış Bir Ömür Dr. H. Tahsin Tola” isimli  Dergah Yayınları’ndan çıkan kitabında, İstanbul’da Tola‘nın çevresinde bulunan Üniversiteli gençlerden M. Kemal Uysal (Cabıoğlu) tarafından 14 Mayıs Genel Seçimlerinde DP’den milletvekili adayı olan ve seçilen Dr. Tahsin Tola‘yı desteklemek gayesiyle 29 Mart 1950 tarihinde İstanbul’da neşrine başlanan ve yayın hayatı oldukça kısa süren Senirkent isimli haftalık gazetede imzasız olarak basılmıştır. 

İkinci defa gittiği hacdan dönüşünde hastalandı ve 2 Kasım 1952’de vefat etti. Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Edirnekapı Sakızağacı Şehitliği’nde şeyhi Hasib Efendi’nin yanına defnedildi. 

İskenderpaşa Ekolü…

Ölümünden sonra, irşad faaliyeti, imamlık görevini Bursa’dan Çivizâde Ümmü Gülsüm Camii’ne nakleden Mehmet Zahit Efendi tarafından sürdürüldü.

Abdulaziz Bekkine‘nin vefatından sonra Gümüşhanevi Dergahı postnişîni olan Mehmet Zahit Kotku, Bekkine’nin sohbetlerinden manevi feyz alan üniversite öğrencileri ile irtibatını devam ettirdi.

Cumhurbaşkanı Turgut Özal9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, eski Başbakanlardan Necmettin Erbakan bunlardan birkaçıydı.

Süleyman Demirel’in Abdulaziz Bekkine ve Mehmet Zahit Kotku ile irtibatı, neden  kamuoyunun malumu değil?..

Bunun en büyük nedeni merhum Erbakan ve yol arkadaşlarının Süleyman Demirel‘e duydukları politik kin ve çekememezlik olabilir mi? 

Necmettin Erbakan ve Süleyman Demirel’in Üniversite yıllarında ırkçı-Turancı hareketlere sempatiyle yaklaştıkları biliniyor.

Nitekim Süleyman DemirelSabiha ve Zekeriya Sertel, 4 Aralık 1945’te sahibi oldukları sol­cu Tan ga­ze­te­si ve mat­ba­ası­nı ba­sıp tah­rip eden­ler ara­sın­day­dı. 

Aynı Demirel, Nakşi Şeyhi Kazanlı Abdulaziz Bekkine’nin sohbetlerinin müdavimiydi. 

Süleyman Demirel’in Müslümanlığının ve muhafazakârlığının en büyük ve en yakın şahidi, Demirel’in masonluğunu zaman zaman diline dolayan, Milli Görüş lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dır.

Erbakan’ın gazeteci Kenan Akın’ın 1976’da kendisi ile yaptığı bir söyleşide; “Okulda yatıp kalkıyorduk. Üç arkadaş ile namaz kılarken imamlığı ben yapıyordum. Bu gençlerden biri Süleyman Demirel, diğerleri de Feyyan Namlıoğlu ve sonradan eniştem olan Osman Çataklı beylerdir” dediği bilinmektedir.

Gümüşhanevi Dergahının postnişini Kazanlı Şeyh Abdulaziz Bekkine, Erbakan’a siyaset izni vermedi…

Erbakan, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde öğrenciyken, siyasi parti kurmak için Bekkine’den izin istemişti. 

Bekkine ise, “Siyaset, hamam tası gibidir. Bir cenabetin elinden, diğer cenabetin eline geçer” diyerek bu isteği reddetmişti.

Bekkine’den sonra Postnişin olan Mehmet Zahit Kotku da Erbakan’ı siyasetten uzak tutmak istemiş, bu maksatla Gümüş Motor‘u kurdurmuştur.

1956 yılında daha 30 yaşında iken Gümüş Motor fabrikasını kurmak için kolları sıvayan Doç. Dr. Necmettin Erbakan, memleket ve millet sevdalısı 200’ün üzerinde insanla bir araya gelerek 6 milyon liralık sermayeyle bir şirket kurdu. Yetersiz sermaye, yapısal yetersizliklere ve nitelikli işgücünün yokluğuna rağmen Gümüş Motor üretime başladı. 

O zaman için memleketin en büyük kuruluşlarından makine imalât fabrikasında  üretilen motorların yüzde 95’i fabrikanın içerisinde imal edilerek montajı yapılmasına, kurulduktan dört yıl sonra motorları seri halde imal edebilecek teknolojik yeterliğe erişmesine rağmen, Erbakanın siyasi ihtirasları nedeniyle uzun ömürlü olamamıştır. 

Çünkü Erbakan, İTÜ’den sınıf arkadaşı gibi politikacı olmak istiyordu. 

Milli Görüş hareketiyle ilgili çalışmaları ile tanınan gazeteci Fehmi Çalmuk, “Cumhur İttifakı”nın hikayesini de anlattığı, “Mücahit Başbuğ/ Kızıl Elma’nın Kutalmış Çocukları” kitabında  Alparslan Türkeş’in 1965 yılında Erbakan’ı Samsun’dan milletvekili adayı göstermek istediğini söylüyor.

Çalmuk’un kitabında yazdığına göre, 1965’te dönemin Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Necmettin Erbakan’ı partisinden Samsun senatör adayı göstermek istedi. Ancak Erbakan’ın bağlı olduğu şeyhi Mehmet Zahid Kotku izin vermeyince son anda adaylık gerçekleşmedi.

Necmettin Erbakan’ı Odalar Birliği‘ne sokan ise üniversiteden ve Gümüşhanevi Dergahından arkadaşı Süleyman Demirel’di. 

1966 yılının Şubat ayında Odalar Birliği’nin Ankara’daki merkezinde Sanayi Dairesi Başkanlığına getirildi. 

Erbakan1969 seçimleri öncesine rastlayan bu olayın ardından politikaya atılmaya karar verdi. Şeyhi Kotku’nun icazetiyle de önce Demirel’in AP‘sine başvurdu.

Ancak, Demirel’in vetosuna uğradı, üyelik başvurusu AP GİK’i tarafından reddedildi. 

Demirel ise veto iddiasını reddederek “AP’ye geleceği söylendi, ancak gelmedi” demişti. Erbakan bunun üzerine, Konya’dan bağımsız adaylığını koydu ve seçildi. 

Necmettin Erbakan, Anadolu halkı üzerinde nüfuzunu artırmak için “Ehli Tarik” kimliğini ön plana çıkarıyor ve Şeyhi Mehmet Zahit Kotku’nun talimatı ile siyasi hareketi başlattıklarını söyleyerek manevi hava estiriyor, bir tür mahalle baskısı yaratıyordu. 

O nedenle Şeyhini ve meşrebini diğer müntesiplerle  paylaşmamayı ilke edinmişti. 

Süleyman Demirel ve Mehmet Zahit Kotku ilişkisi…

12 Eylül 1980 öncesi Mehmet Zahit Kotku, hasta yatağında MSP Adıyaman Milletvekili Abdurrahman Ünsal tarafından ziyaret edilir. 

Ünsal’ın, İktibas Dergisi editörü Ercüment Özkan‘a anlattığına göre, telefon çalar ve Başbakan Demirel‘in eğer Hoca efendi istirahatta değilse kendisiyle görüşmek istediği söylenir. 

Başbakan Süleyman Demirel ile hasta yatağındaki Mehmet Zahit Kotku arasında konuşma gerçekleşir. Demirel, geçmiş olsun dileklerini iletir ve duasını ister. Kotku da dua eder. 

Gazeteci Fehmi Çalmuk, Erbakan ailesinin eniştesi merhum Osman Çataklı, hem bir yandan Özalları, diğer yandan Demirel ailesini Tekke içinde hep korudu, kolladığı iddiasını gündeme taşımıştı. 

Demirel ailesinin İskenderpaşa cemaati ile ilişkisinin en önemli kanıtlarından birisi de Gümüşhanevi Dergahının postnişini Mehmet Zahit Kotku‘nun damadı merhum Esad Coşan’ın 1967 yılında Hacı Ali Demirel’in kurduğu Yükseliş Mühendislik Yüksek Okulunda Necmettin Erbakan, Korkut Özal, Recai Kutan gibi ders veriyor olmasıdır.

Prof. Esat Coşan, 1965 yılında 15. Yüzyıl şairlerinden olan “Hatiboğlu Muhammed ve Eserleri” konusunda doktora tezi vererek “İlahiyat Doktoru” unvanını aldı. 1967-1968 yılları arasında Ankara Yükseliş Mühendislik ve Mimarlık Özel Yüksek Okulu’nda “Türkçe ve Hümaniter Bilgiler” dersini tedris etti.

Demirel, Erbakan kendisine siyasi rakip oluncaya kadar  Tarikat Kardeşliği hukukunu korudu…

Demirel hakkındaki Mason iddialarına ve AP Meclis Grubunun içindeki liberallerin eleştirilerine rağmen, İskenderpaşa Tekkesiyle irtibatlı oldukları bilinen Özal kardeşleri, önemli görevlere getirmiş ve onların kadrolaşmalarına göz yummuştur.

Demirel’in kol kanat gerdiği bir diğer tanınmış ehli tarik ise Ispartalı Muammer Dolmacı’dır. İskenderpaşa ekolünden olan Dolmacı, 1966’da Başbakanlık’ta Özel Teknik Müşavir, 1967’den itibaren Devlet Planlama Teşkilatı’nda Araştırmacı, Uzman, Proje Değerlendirme ve Yabancı Sermaye Grup Başkanlığı görevlerinde bulunmuştur. 

1977 Genel Seçimlerinde Milli Selamet Partisi listesinden Isparta adayı olarak milletvekili seçimlerine girdi. Seçimlerden sonra Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Müsteşarlığı’na tayin edildi.

Muammer Dolmacı, 29 Ekim 1986 Çarşamba günü Ankara yakınlarında geçirdiği trafik kazasında vefat etmiş,  Isparta Ulu camiinde kılınan Cenaze Namazına Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan ve üst düzey bürokratlar katılmıştır.

Erbakan, Demirel ile arasında ezeli rekabet olmasına rağmen, Türkiye Odalar Birliği Başkanı olmadan önce görev yaptığı Odalar Birliği Sanayi Dairesi Başkanlığına, Başbakan Süleyman Demirel ve Sanayi Bakanı Mehmet Turgut’un tavassutlarıyla getirilmiştir. 

Bugünkü siyasi yalanların temeli çok önceden atılmış. At izi it izine çoktan karışmış.

.

Ömür Çelikdönmez, dikGAZETE.com

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.