Site Rengi

DOLAR 7,9701
EURO 9,4633
ALTIN 487,38
BIST 10,4074
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 23°C
Sisli

Bizim Mehmet çok kızgın

Bizim Mehmet çok kızgın !!

Bizim Mehmet birkaç kez WhatsApp’dan mesaj bıraktı. “Neredesin hocam, bir görüşseydik” diye soruyordu. İzinde ve biraz yoğun olduğumu yazdım. “Müsait bir zamanınızda görüşmek istiyorum” dedi.

İki gün önce görüntülü olarak görüştük. Kendisini biraz zayıflamış ve yüz ifadesini endişeli olarak gördüm. Hoş beşten sonra hasta olup olmadığını sordum. İyiyim dedi. Herkese selamı var. Hemen hiç vakit kaybetmeden konuya girdi.

“Hocam görüyor musun elin gavuru nasıl saldırıyor. Dolar fırladı gitti. Daha da artar mı sen ne diyorsun?” diye sordu.

“Niye endişe ediyorsun ki, sanki sen dolarla mı maaş alıyorsun” dedim ve karşılıklı gülüştük. Bizim Mehmet’in espri anlayışı iyidir. Böylece yüzüne de bir tebessüm oturdu hemen. Ardından konuşmamızı sürdürdük.

Doların çıkışı daha da artar ama sen şu “saldırı” konusunu zihninden at. Çünkü dünya piyasalarında esas yükselen altındır. Altının değeri artıyor. Altının değeri karşısında dolar değer kaybediyor… Büyük fotoğraf bu.

Altının değerinin artmasının da birkaç sebebi var. Bunların başında da küresel belirsizlikler geliyor. Korona salgını ne olacak, jeopolitik gerilimler savaşa dönüşebilir mi, ticaret savaşları kimin lehine sonuçlanır, küresel finans krizinde son durum ne…

Bütün bu belirsizlikler altını güvenli liman haline getiriyor. Altına talep artıyor. Dolayısıyla da fiyatı artıyor.

“Evet”, dedi Bizim Mehmet hemen. Zaten Amerika sürekli para basıyor. Bu küresel finans krizi çıktı çıkalı 10 kat daha dolar basmış. Her tarafa dolar yağıyor ama bize düşen bir şey yok. Bize gelince dolar yükseliyor. Bu nasıl oluyor peki hocam diye sordu bu sefer.

Mehmet’im, bu süreçte bize ve bizim gibi ağır borçlu ülkelere düşen şey de maliyetleri karşılamak oldu. Sürekli borç ödüyoruz. Ödemek durumundayız. Yabancı para borçlarımızın ağırlığını da dolar oluşturuyor. Bir şeyler kazanıyoruz da borçlarımızı öyle ödüyor değiliz.

Borçlarımızı borçla ödüyoruz. Bunu herkes bildiği için bize borç verecekleri zaman maliyetini artırıyorlar. Yani doların fiyatını artırıyorlar.

Birkaç ay önce 6 lira vererek aldığımız doları bugün 7,5 lira verirsek alabiliyoruz. Tabi faizler de artıyor. Bu durumda daha da borçlanıyoruz. Bir tür kısır döngü, borç girdabı gibi bir durum.

Bizim Mehmet hemen “Turistlere de izin vermiyorlarmış, turist de gelmiyor ki döviz getirsin” diye ekledi.

Evet, dedim. Turizmde kötü bir dönem yaşıyoruz. Buradan kaybedeceğimiz geliri yine ancak borçlanarak elde edebileceğiz. Yine borç!

Dahası, dış ticaretimizde de sıkıntılı bir dönemdeyiz. İhracatımız düşüyor. İthalatı da biz kısıtlıyoruz. Dışarıya paramız gitmesin diye. Dolaylı olarak yerli üretime destek veriyoruz.

Bu durumda cari açığımız da hızla kapanıyor. Ancak iki temel sorunumuz var. Ticaret hacimleri hızla düşüyor ve biz yarı mamul ithal eden bir ülkeyiz. Yani bazı malları ithal etmezsek ihraç da edemeyiz. Biz ara işlemeden döviz kazanıyorduk o da zora girdi şimdi.

Bizim Mehmet hemen, “Yahu her şeyi ithal etmeyelim. Bizim kendi içimizde üretebileceklerimizi kendimiz üretelim. Bu iyi bir şey değil mi?” diye araya girdi.

Elbette iyi bir şey.

Ancak ekonomi politik sistemi baştan buna göre kurgulamak gerekiyordu. Biz, ekonomi politik sistemi baştan buna göre kurgulamadık ki. Kamunun elinde neredeyse hiçbir üretim gücü kalmadı.

Üretim tesislerimizin hepsini sattık yani özelleştirdik. Özel sektör o üretim gücünü koruyamadı. Dağıttı. Devleti ekonomiden çıkaracağız dedik; ama şimdiki gibi içinde bulunduğumuz durumlara karşı savunmasız kaldık.

Doğrudan yabancı yatırımcı çekelim dedik; o da istediğimiz gibi olmadı. Çoğunlukla portföy yatırımcısı geldi. Yani hisse senedi almaya geldiler. Borsaya girdiler. Onlar da böyle durumlarda zaten çekip giderler. Nitekim çoğu da gitti.

Neticede finans piyasasındaki göstergelerle işi idare etmeye çalışıyoruz. Tabi o da bir yere kadar. Sonunda göstergeler kontrolden çıktı. Şimdi bir göstergeyi kontrol ediyoruz ama buna mukabil birkaç gösterge kontrolden çıkıyor… Durum bu.

Bizim Mehmet’in yüz ifadesi değişti. Ciddi ve üzgün bir hal aldı. Kısa ve öz olarak “Yani hocam, battık mı diyorsun” dedi.

Hayır, dedim hemen. Hayır. Batmak da çıkmak da öyle kolay bir mesele değil. Benim dediğim, bu zamana kadar takip etmeye çalıştığımız genel ekonomi politikası artık yürümüyor. Gitmiyor. Değiştirmek gerekiyor.

Temelden ve yapısal bir değişime ihtiyaç var. Bu değişimi yapmadan mevcut parametrelerle oynayarak işi sürdüremezsiniz.

“Ee tabi” dedi bizim Mehmet. “Kış geldi ise ona göre her şeyini değiştireceksin. Elektrikli ısıtıcı ile nereye kadar. Ya kalorifer yakacaksın ya da soba. Giyeceklerini değiştireceksin. Hatta yiyeceklerini bile değiştireceksin.”

“Aynen öyle” dedim ben de. Çok güzel bir örnek verdin Mehmet’im. Sana geçen bir soru sormuştum. Hatırlıyor musun?

Prof. Dr. Mete Gündoğan

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.