İskilipli Atıf, şapkaya karşı çıktığı için mi idam edildi?

Her yıl İskilipli Atıf Hoca adına anma programları düzenlendiğini, çeşitli etkinliklerde İskilipli Atıf Hoca’nın, büyük bir âlim olduğundan ve haksız yere idam edildiğinden bahsedildiğini hepimiz biliyoruz.

Bu yıl ki etkinliklerde İskilipli Atıf’ın Kuvayi Milliyeci olduğundan bahsedildi ve milli mücadeleyi desteklediği söylendi.

  • İskilipli Atıf gerçekten de şapka giymediği için mi idam edildi?
  • İskilipli Atıf Kuvayi Milliyeci miydi?
  • Milli mücadeleyi destekliyor muydu?
  • Mahkemede neler yaşandı?

Bu sorunların cevabını Tarihçi Ümit Doğan Veryansın TV için yazdı

Günümüzde dilden dile dolaşan ve gerçek dışı İskilipli Atıf Hoca anlatısının kaynağını incelediğimizde karşımıza yine Necip Fazıl Kısakürek çıkıyor. “Son Devrin Din Mazlumları” adlı kitabında İskilipli Atıf Hoca’nın şapka devrimine kurban gittiğini öne süren Necip Fazıl şunları söylemektedir:

“Fert çerçevesinde, hem zulüm, hem de hak kanununa göre suçsuz ilk din mazlumluğunu, inkılap tarihine göz atar atmaz, İskilipli Atıf Hoca’da görüyoruz. Bu muazzam şehit, hiçbir alakası bulunmayan şapka tepkisinin ruhu kabul edilmek gibi bir anlayışa kurban gitmiştir. Atıf Hoca, yalnız ezberleme bir ilimle değil, o ilmin tefekkür hassası ve en ince hikmetleriyle de doluydu.”

Bu yanlış bilgi kulaktan kulağa yayıldı, nesilden nesle aktarıldı. Sonuçta İskilipli Atıf Hoca’nın şapka giymediği için asıldığı yönünde yaygın bir görüş oluştu. Bu görüşe göre Atatürk’ün İslam karşıtı cumhuriyet yönetimi, sudan sebeplerle din adamlarını idam ediyordu…

İskilipli Atıf Hoca’nın idam edilmesinin gerçek nedeni neydi?

İskilipli Atıf Hoca, 1876 yılında Çorum’un İskilip’in ilçesinin Toyhane Köyü’nde doğmuştur. Babası Mehmet Ali Ağa’dır. Dedesi Hasan Kethüda’dır. Büyük dedesi de Akkoyunlu aşiretinin İmamoğulları sülalesinden Kara Halil Efendi’dir. Dedesi Hasan Kethüda’nın köydeki çiftliklerinde özel hocalardan ders almıştır. İstanbul’a gelip eğitimini tamamlayarak müderris olmuştur. Fatih Dersiamlığı[3] ve Kabataş Lisesi’nde Arapça öğretmenliği yapmıştır.[4] Bu dönemde Şeyhülislam tarafından Bodrum’a sürgüne gönderilmiştir. İskilipli Atıf’ın biyografisinin yazan kaynaklar onun dersiamların mağduriyetlerinin giderilmesi için yaptığı faaliyetler nedeniyle sürgün cezası aldığını aktarmaktadırlar. Bodrum’dan gizlice Kırım’a kaçan İskilipli Atıf, daha sonra Varşova’ya gitmiş, II. Meşrutiyet’in ilanından bir hafta önce İstanbul’a dönmüştür.[5] Meşrutiyet döneminde ise Mahmut Şevket Paşa’nın katledilmesi meselesinde parmağı olduğu gerekçesiyle önce Sinop’a, daha sonra sırasıyla Çorum, Boğazlıyan ve Sungurlu’ya sürgün edilmiştir. Görülen o ki, İskilipli Atıf hem II. Abdülhamid yönetimi ile hem de İttihatçı hükümetle sorun yaşamıştır. İskilipli Atıf’ın birbirinden tamamen farklı görüşte olan bu iki rejimle de problem yaşamış olması oldukça dikkat çekicidir. Yine anlaşılıyor ki II. Abdülhamid döneminden başlamak üzere devlet, faaliyetlerini zararlı gördüğü İskilipli Atıf’ı gözetim altında tutulmuştur.

Milli mücadele yıllarına gelindiğinde İskilipli Atıf’ı dava arkadaşı Mustafa Sabri ile birlikte Müderrisler Cemiyeti’ni kurarken görüyoruz. 19 Şubat 1919’da Cemiyet-i Müderrisin adıyla kurulan bu yapı, 24 Aralık 1919’da Teali İslam Cemiyeti adını almıştır. Milli mücadele karşıtlığıyla tanınan bu cemiyetin başkanlığına Mustafa Sabri, ikinci başkanlığına İskilipli Atıf getirilmiştir. Mustafa Sabri’nin Şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf cemiyetin başkanı olmuştur.

“Milli Güçlerin Katledilmesi̇ Fetvası”

Burada Mustafa Sabri’nin kim olduğundan bahsetmek faydalı olacaktır. Mustafa Sabri, Kuvayi Milliyecilerin katledilmesini emreden o meşhur fetvayı yazan kişidir. Dönemin Şeyhülislamı Haydarizade İbrahim Efendi, Mustafa Sabri’nin yazdığı bu ihanet fetvasını imzalamayarak Şeyhülislamlıktan istifa etmiştir. Onun yerine Şeyhülislam olan Dürrizade Abdullah Efendi fetvayı imzalayarak yürürlüğe koymuştur. İhanet fetvası, 11 Nisan 1920’de devletin resmî gazetesi olan Takvim-i Vekâyi’de yayınlanmıştır.[6] Ecnebilere yaranmak için idam edilen milli şehidimiz Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey’in idam fetvasını hazırlayan kişi de yine Mustafa Sabri’dir.[7] Mustafa Sabri’nin Şeyhülislam olması üzerine İskilipli Atıf Teali İslam Cemiyeti’nin başkanı olmuştur.

Teali İslam Cemiyeti, “Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahâlisi!” başlığıyla bir beyanname yayınlamıştır. Yunan uçaklarıyla Anadolu’nun köylerine atılan beyannamede Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu kötü durumdan dolayı İttihatçıların sorumlu tutulduğu ve halkın Mustafa Kemal’in de içinde bulunduğu ittihatçı liderlerin vücudunu ortadan kaldırmamakla suçlandığı görülmektedir: “On iki sene evvel “İttihâd ve Terakki” namıyle memleketimizde bir bid’at çıktı. Selanik dönmeleriyle aslı nesli, mezhep ve meşrebi belirsiz ecnâsı muhtelife türedilerden mürekkep olan bu cemiyet; istibdadı kaldıracağız, meşrutiyet ve hürriyet getireceğiz, hükümet ahâlîye zulmetmeyecek, halk rahat edecek, devletlerin yanında kadrimiz, itibârımız yükselecek diye bizi aldattılar. (…) Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvâ-yı Milliyye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdâne bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahâlî ve askerden cem’ ettikleri kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak ve “siz mevkiinizde sebat edin, biz şu taraftan onların arkasını çevireceğiz” tarzında yalanlar ve hilelerle savuşup kaçarak zavallı neferlerimizi ve ahâlimizi boşuboşuna kırdırmak usulünü takip ediyorlar. Biçare millet bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hâlâ tamamen anlayamamıştır. Yazık, bin kere yazık ki gerek harp içinde ve gerek mütârekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evlâdını telef ediyor da Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire gibi beş on şakînin vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakârlığı göze aldıramayarak memleketi ve kendilerini ebedi tehlikeden kurtarmak ve selâmete çıkarmak tarikini idrâk edemedi ve hâlâ da edemiyor!” 

Beyannamede Kuvayi Milliyecilerin İngilizleri kızdırdığı için Yunan ordusunun başımıza musallat olduğu söylenmiş ve savaşta yenilince uslu uslu oturup neticeyi beklemekten başka çare olmadığı ifade edilmiştir. Padişahın Kuvayi Milliyecileri yok etmek için kurulacak bir ordunun başında Anadolu’ya geleceği belirtilmiş ve ahaliden bunun için hazır olmaları istenmiştir. Beyannamede askerlerin Halifenin emri gereği Mustafa Kemal, Ali Fuat ve Bekir Sami gibi isimleri daha fazla yaşatmamakla mükellef oldukları belirtilmiş, bunların vücutlarını ortadan kaldırmanın insanlık ve Müslümanlık adına farz olduğu vurgulanmıştır.[8] Cemiyetin ikinci beyannamesinde de millet ve devletin en büyük vazifesinin Kuvayi Milliye fesadını yok ederek memleketin asayişinin sağlanması olduğu ifade edilmiştir.[9] İlk beyannamenin Anadolu köylerine atıldığı, halka ve cephedeki askerlere hitap ettiği için basit ve anlaşılır bir dille, daha çok bürokratlara yönelik olan ikinci beyannamenin ise ağdalı bir dille yazıldığı görülmektedir.

Şapka Kanunu Bahanesiyle İsyan

1924 yılında İskilipli Atıf Frenk Mukallitliği ve Şapka adında bir kitapçık yazmış ve şapka giymenin dine aykırı olduğundan bahsetmiştir. Bu kitapçığın yazılmasından yaklaşık bir buçuk yıl sonra, 25 Kasım 1925’te 671 sayılı Şapka Kanunu kabul edilip milletvekillerine ve devlet memurlarına şapka takma zorunluluğu getirilmiştir.[10] 

Kanunun kabulünden önce İskilipli Atıf’ın Frenk Mukallitliği ve Şapka adlı kitapçığı emniyet birimlerinin dikkatini çekmiş, kitapçığın yurdun çeşitli yerlerine dağıtıldığı İstanbul Polis Müdürlüğü’nün 24 Ağustos 1925 tarihli raporuyla İçişleri Bakanlığı’na bildirilmiştir. İçişleri Bakanlığı’nın 26 Eylül 1925 tarih 4717 sayılı emriyle kitapçığın dağıtılması yasaklanmış ve belli bir miktarına el konulmuştur. 

1925 yılı Aralık ayında Şapka Kanunu bahane edilerek Erzurum, Sivas, Kayseri, Maraş gibi illerde hükümet aleyhinde isyanlar çıkmıştır. Şapka kanununu fırsat bilen gericilerin çıkardığı en büyük isyanlardan birisi Rize’de patlak vermiştir. Muhtar Yakup Ağa ve İmam Şaban, dua okunacağı bahanesiyle civar köy halkını Ulu Cami’ye toplayarak şapka karşıtı propaganda yapmışlardır. Biçeli Mehmet adında bir şahıs Mustafa Kemal Paşa’nın üç yerinden yaralı olduğunu ve İsmet Paşa’nın ortadan kaldırıldığını söylemiş, dindar paşaların yönetimi ele aldığından bahsederek Erzurum gibi Rize’nin de gereğini yapmasını istemiştir. Toplanan kalabalığa Yeni Pazar köyünden Muharrem Hoca’nın şapka aleyhindeki fetvası sık sık tekrar edilmiştir. Olaylar sırasında isyancılar karakolu basıp jandarmayı esir almıştır. Rize’deki isyan bastırılmış ve yapılan yargılama sonucunda İskilipli Atıf’ın Frenk Mukallitliği ve Şapka kitabının isyanda etkili olduğu anlaşılmıştır.[11] Giresun’daki olaylarda yakalanan birisi de polis sorgusunda İskilipli Atıf’ın “şeriatın şapka giymeye izin vermediğini” belirttiğini ve bu nedenle isyan ettiğini söylemiştir. Bunun üzerine İskilipli Atıf tutuklanarak Giresun İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmıştır. 16-18 Aralık 1925 tarihleri arasında yapılan ve İskilipli Atıf ile birlikte 60 kişinin yargılandığı mahkeme sonucunda Şeyh Muharrem ve Abdullah Hoca isimli kişiler halkı isyana teşvik ettikleri gerekçesiyle idama; Şeyh Hüseyin, Dadak Ali ve Çakır Ali on beşer yıl hapse mahkûm edilmiş, diğer sanıklar beraat etmiştir. 

Beraat edenler arasında İskilipli Atıf’ta vardır. Beraat nedeni Frenk Mukallitliği ve Şapka kitapçığını Şapka Kanunu’ndan önce yazmış olması ve bu nedenle suçlama yapılamayacağıdır. 

Mahkeme, İskilipli Atıf’ı serbest bırakırken kitapçıkların toplanmasına ve dağıtımının yasaklanmasına karar vermiştir.[12] Bu yasağa rağmen kitapçıkların dağıtılmasına devam edildiği anlaşılınca İskilipli Atıf 1926 yılı Ocak ayında bu sefer Ankara İstiklal Mahkemesinde yargılanmıştır. Kılıç Ali, Ali Çetinkaya, Necip Ali ve Reşid Galip’ten oluşan mahkeme heyeti İskilipli Atıf’ın söz konusu kitapçığının Şapka Kanunu’na karşı çıkan isyanlardaki rolünü sorgulamıştır. Mahkeme tutanakları incelendiğinde mahkeme heyetinin kitapların dağıtılmasının yasaklanmasından sonraki süreçte isyan bölgelerine gönderilip gönderilmediğinin üzerinde titizlikle durduğu görülmektedir.[13] Mahkemede ele alınan bir diğer önemli husus İskilipli Atıf Hoca’nın Teali İslam Cemiyeti Başkanı olduğu dönemde yaptığı milli mücadele karşıtı faaliyetlerdir. İstanbul Müfettişliğinde katip olarak çalışan ve Teali İslam Cemiyeti’nin kurucularından olan Bakırköylü Hasan Fehmi Efendi’nin ifadesinin yer aldığı mahkeme tutanaklarında Kuvayi Milliyecilerin katledilmesini emreden bir beyannamenin hazırlanması meselesinin bir Cuma namazından sonra cemiyet binasında İskilipli Atıf Hoca’nın da bulunduğu bir toplantıda gündeme geldiği anlaşılmaktadır.

Hasan Fehmi Bey’in ifadesinde toplantının yapıldığı gün cemiyete İskilipli Atıf ve Erzurumlu Hasan Efendilerin ısrarı üzerine gittiği belirtmiştir. İngilizler beyanname yazmak üzere bütün dernekleri gözden geçirdikten sonra halk arasında kötü bir şöhreti bulunmadığından dolayı Teali İslam Cemiyetini seçmişlerdir. İngilizlerin bu kararını toplantıda bulunanlara Mustafa Sabri’nin damadı Zeki bildirmiştir:

Devamını okumak için;
https://www.veryansintv.com/iskilipli-atif-sapkaya-karsi-ciktigi-icin-mi-idam-edildi/

Similar Articles

Comments

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Advertismentspot_img

Instagram

Most Popular