Yeditepe İstanbul, Hayırlı Gelecekler Diler!

Yeditepe İstanbul hayırlı gelecekler diler

Yeditepe İstanbul konserlerinin, hayırlara vesile olabileceğini rüyanızda görseniz inanırmıydınız?

Rüyada görmeye gerek yok

Hayırlara vesile olacağı, ayan beyan şimdiden ortaya çıkmaya başladı zaten.

İstanbul Yeditepe konserlerini kim akıl etmişse, belki de bilmeden uzun vadede milletin lehine çok hayırlı bir iş yapmış olabilir.

Bu nasıl hayırlı bir iş olabilir ki ?

Konserler, normalde salonu veya meydanı dolduran izleyicilerin şarkılara katılması ile birlikte yapılır. Ama konser adında yapılan bu organizasyon icra edilirken salondaki boş koltuklara yapılmıştır.

Salonda üç harfliler var mıydı bilemeyiz ama, organizatörler halkımızın bu konseri salondaki hayâletlere mi vermişler? diye düşüneceklerini nasıl düşünememişler hayret doğrusu.

Hayâletlere konser vermişler diyenler olsa da, ne farkeder ki…

Nasıl olsa, tüm masraflar bizim cebimizden çıkıyor. Ama, seyircisiz de olsa gene konser demeyi yeğlerim şahsen.

Millet daha fazla işsiz, aşsız kalıp, borca ve fâize esir edilmişken, pandemi sürecinde zorunlu olarak evinde otururken borçları daha çok artmıştır.

Tencereleri boşalan halk; elektrik, su, doğalgaz gibi temel faturalarını günü gelmiş ve geçmiş kredi taksitlerini ve alışveriş taksitlerini ödeyemezken, devlet vatandaşından rica minnet SMS ile 10 lira toplamaya devam ederken, böyle bir konser yapılması ve ödenek çıkarılması, başta AKPartinin tabanı ve kemik seçmeni olmak üzere, tüm milletin tepkisini çekmiştir.

Çünkü konserleri, televizyon kanalından veya internet üzerinden izleyen türk halkı; şarkıcıların, orkestranın ve prodüksiyon şirketinin, böyle bir organizasyonu bedavaya yada, çorba parası çıksın yeter kabulümüzdür diyerek yapacak olmadığının farkındadır.

Muhafazakar Demokrat AKParti ve hükümet halkın ihtiyaçlarını, taleplerini ve ülkenin önemli ekonomik sorunlarını değilde, halkı narkozlama aracı olarak kullanılan eğlence sektörünün, türk milletinin aile geleneği yapısı başta olmak üzere genel ahlak ve maneviyatına uymayan yaşantısını milletin bildiği şarkıcı taifesini öncelerse, yaptıkları bu iş; dindar nesiller yetiştireceğiz diye iktidara gelen AKPartinin ve temsil ettiği siyasal İslam’ın bir daha geri gelmemek üzere çöküşünü hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Şer gibi görünen olaylardan nice hayırlar çıkabildiği gibi, nice hayır gibi görünen olaylardan da nice şerler çıkabilir düsturuyla baktığımızda, şer gibi görünen bu konserlerden uzun vadede milletin faydasına sonuç vereceğine inanıyorum.

En azından bunlar iktidardan giderse, iktidara kim gelirse gelsin, bunlar gibi ezan, bayrak, cami, vatan, millet, sakarya gibi bu milletin kutsal değerleri ile, insanımızı kandıramaz ve böylelikle de İslam dinine ve Müslümanlara zarar veremez.

Vatanını milletini seven birçok insanda, inancına ve siyasi görüşüne ve devletine olan bağlılığına göre farklı yorumlar ve eleştiriler yapıyorlar.

Ama, atanmış bürokrat olduğunu unutup kendini bir siyasi figür zanneden sarayın İletişim başkanı; Alişan, Demet Akalın, Sibel Can, Ajda Pekkan gibi şarkıcıların, hükümetin çıkardığı ödenekle konserler verdirilmesini sosyal medyada eleştirenler için suç duyurusunda bulunacakmış.

Peki, Sosyal Medyadan bu konserleri eleştirenlere yönelik suç duyurusunda bulunmak ne kadar hukuki?

Hukukçu değilim ama bildiğim bir kural var ki, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve içtihatları üzerine, Türk Yargıtay’ın kararları ve daha sonrasında kapsamını daha da genişlettiği içtihatlarına göre, siyasiler ve devlet adamları siyasi eleştiriye muhatap olabilirler. Bu eleştirilere de katlanmak zorundadırlar. Yargıtayın kararlarına göre Siyasi eleştiriler, düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamına girdiği için, iç hukukumuza göre suç sayılamazlar.

Bununla ilgili bilgi, döküman ve makaleleri, internet üzerinden bulmak mümkündür.

Peki, Sosyal Medya üzerinden bu konserleri eleştirenlere yönelik suç duyurusunda bulunmakla tehdit etmek ne kadar hukuki?

Gün gelip, yargı ve adalet mekanizması normalleşirse Sarayın iletişim başkanının olmayan bir suçla vatandaşı tehdit ediyormuş gibi yapmasını suç kapsamında değerlendirip gerekli soruşturmayı açan bir savcı çıkacaktır mutlaka.

Şimdi bakalım sarayın iletişim başkanı nasıl bir iletişimci…

  • Adım adım gelmekte olan yeni nesil dijital dip dalgayı yeterli derecede algılayamayan bir iletişimcidir.
  • Sosyal medya kullanıcılarını adeta sindirir gibi yaptığı açıklaması ile yeni nesil dijital dip dalgaların çeşitliliğini, hızını ve kabiliyetini artırmaya sebep olacağını doğru hesap edemeyen bir iletişimcidir.
  • Dijital dip dalgayı, yönetme ve gerektiğinde de karşı koyucu akıl dolu stratejiler geliştirme yeterliliği de şüpheli bir iletişimcidir.
  • Twitter’ın, AKPartili 7 binden fazla gerçek ama örgütlü hesabı nasıl tespit edip kapattığının doğru analizini yapamayan bir iletişimcidir.
  • Atama kararnamesinde, Cumhurbaşkanlığı iletişim başkanlığına atandığı yazmasına rağmen, kendisi Twitter’a hitaben yayınladığı eleştirisel yazısında, Türkiye Cumhuriyeti iletişim Başkanı diye imza atan bir iletişimcidir.
  • Cumhurbaşkanlığı İletişim başkanlığına getirilmiş olmasının Gobless türü propaganda yapma hakkınında kendisine verdiğini zanneden bir iletişimcidir.
  • Yaptığı açıklamalarıyla, Erdoğan’ın Milleti temsil ediyor dediği Cumhurbaşkanlığı makamı ile halkın arasına duvarlar ören bir iletişimcidir.

Peki, böyle bir bürokratın iletişim başkanlığı görevinde kalmasını kabul eder misiniz !?

Şahsen ben kabul etmem.
Çünkü bu zâfiyetleri nedeniyle devlet kadrolarında ekibiyle birlikte durmaya devam ederlerse, dijital çağ olan 21.Yüzyılda Türkiye’yi iç ve dış dijital sahada açık hedef hâline getirebileceklerinden endişe ederim.

Eğer siz, kabul ederseniz, Türkiye’yi iç ve dış dijital sahada açık hedef hâline getirdiklerin de ise bundan sizler de sorumlu olursunuz.

Gelelim en kritik soruya…

İletişim Başkanının yaptıkları kimin işine yarar?

Bunu anlamak için her zaman olduğu gibi, merhum istihbaratçı Mahir Kaynak’ın şu metodundan yola çıkalım;

Rahmetli Mahir Kaynak derdi ki: ‘Bir olay olduğunda, olayın failini bulmak istiyorsanız, olayın sonucunun kime yaradığına bakın. Bu olay kimin işine yarar? Bunu bilirseniz, bu işi kimin yaptığını da bilirsiniz.’

Mahir Kaynak’ın sözünü bu olayların kapsamı içerisine alarak tahlil edebiliriz.

Kimin işine yaradığını iyi anlamak için, kimin işine yaramadığını da iyi tahlil ve analiz etmek de gerekir.

Siyasi eleştirilerin suç kapsamından çıkarılmış olduğunu bilen sarayın iletişim başkanının bu yaptığı, adım adım gelmekte olan yeni nesil dijital dip dalgaların tahminlerin çok çok üstünde kat be kat hızlanıp, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile başında olduğu hükümet ve AKPartinin siyaseten aleyhine gelişerek dalga dalga büyümesine katkı sağlar.

Türkiye’yi, iç ve dış dijital alanda açık hedef hâline getirebilme riski yüksek olduğu için Türkiye ye zarar vermek isteyen, dış güçlerin işine yarar.

Bazen şüpheleniyorum…

Muhalefetin Erdoğan’ı, hükümeti ve AKPartiyi zayıflatmaya yönelik saraydaki adamı mı diye.

Yoksa, yaptıklarının nereye varacağını iyi hesâb edemeyen, işinin ehli olmayan bir bürokrat mı ?

Çünkü, memuriyet kariyeri ve özlük hakları amirinin iki dudağı arasında olan aklı başında bir bürokrat, ne böyle işler yapar ne de açıklamalar…

Benim ki de böyle bir şüphe işte…

Vesselam
Sadi ÖZGÜL