h Dolar 45,4407 % 0.03
h Euro 53,3293 % 0.03
h Sterlin 61,5658 % 0.15
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 15°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Küresel Ekonomide Jeopolitik Dönüşüm

Marmara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Arı, küresel ekonominin artan jeopolitik risklerle derin bir dönüşüm sürecinden geçtiğini belirterek, yeni dönemin rekabet, teknoloji, enflasyon-faiz dengesi, korumacı devlet müdahaleleri, değerleme dinamikleri ve yeniden şekillenen lojistik mimariler üzerinden inşa edileceğini söyledi.

Küresel ölçekte siyasetçilerden bürokratlara, ekonomistlerden teknoloji şirketi yöneticilerine kadar geniş bir aktör yelpazesi, son dönemde “yeni dünya düzeni” ve “yeni ekonomik düzen” kavramları etrafında yoğunlaşan tartışma yürütüyor.

Jeopolitik gerilimlerin artması, ticaret ve teknoloji alanındaki rekabetin sertleşmesiyle bu kavramlar, yalnızca retorik çerçeve değil aynı zamanda ekonomik ve politik dönüşümün yönünü tarif eden referans seti olarak öne çıkıyor.

Prof. Dr. Arı, AA muhabirine İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan liberal ticaret düzeninin barındırdığı kırılganlıkların zaman içinde çeşitli şoklarla açığa çıktığını söyledi.

Arı, 2008 finans krizinin ardından tam anlamıyla toparlanamayan dünya ekonomisinin, Kovid-19 salgını, Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD-İsrail koalisyonu ile İran arasındaki gerilim, ABD-Çin rekabeti kaynaklı artan tarifeler ile küresel tedarik zincirlerinin jeopolitik hesaplaşma alanına dönüşmesi nedeniyle daha kırılgan hale geldiğini söyledi.

Bu nedenle finansal sorunların derinleştiğini, tedarik zincirlerinde aksamalara yol açtığını, gıda ve enerji güvenliği risklerinin arttığını belirten Arı, ham maddeye erişim, üretim süreçleri, lojistik maliyetleri ve teslimat sürelerinde yaşanan sorunların fiyat istikrarını olumsuz etkilediğini ifade etti.

“En ucuz nerede üretilebilir?” yaklaşımının yerini “En güvenli nereden temin edilebilir?” anlayışına bıraktığına dikkati çeken Arı, küresel ekonominin çok kutuplu yapı içinde rekabetçi bloklaşma eğilimleri gösterdiğini söyledi.

Arı, şunları kaydetti:

“Günümüzde söz konusu olan, birbiriyle hiç ticaret yapmayan iki ayrı blok değildir. Aksine, ticaretin sürdüğü ancak giderek daha seçici, koşullu ve stratejik bir zemine oturduğu çok kutuplu bir ekonomik alandır. Bir diğer husus, bu dönüşümün getirdiği maliyet yüküdür. Tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesi ve güvenlik odaklı yeniden yapılandırılması, enflasyonu besleyebilecek ölçüde ciddi üretim ve lojistik maliyetleri doğurmaktadır. Yeni dönem, rekabetçi bloklaşma eğilimlerinin derinleştiği ancak tam bir kopuşun da gerçekleşmediği bir ara aşamayı temsil etmektedir.”

“Faizlerin tarihsel ortalamaların üzerine yükselmesi, yapısal rejim değişikliğinin habercisi”

Arı, 2008 finans krizi sonrası başta FED, ECB ve BoJ olmak üzere merkez bankalarının uyguladığı genişleyici para politikalarının, pandemiyle daha da derinleşerek küresel ekonomiyi uzun süre bol ve ucuz likiditeye dayalı büyüme patikasına taşıdığını ancak bu rüzgarın artık birden fazla cepheden tersine dönmeye başladığını ifade etti.

Küresel ekonomide tersine dönen dinamiklerin yapısal enflasyon baskısı, kamu borçluluğunun sürdürülebilirliğine ilişkin artan riskler ve jeopolitik belirsizliklerle kalıcı hale gelen yüksek risk primi etrafında şekillendiğini belirten Arı, “Faizlerin tarihsel ortalamaların üzerine yükselmesi, yalnızca bir döngüsel düzeltme değil büyük olasılıkla yapısal bir rejim değişikliğinin habercisidir.” dedi.

Kamu borçlanmalarındaki artışa da dikkati çeken Arı, IMF verilerine göre küresel kamu borcunun 2024 itibarıyla dünya GSYH’sinin yüzde 90’ını aştığını, faizlerin yüksek seyrettiği ortamda artan borç stokunun, hükümetleri mali anlamda kısıtladığını ifade etti.

Jeopolitik risk priminin kalıcılaşmasına ilişkin Arı, coğrafi çatışmaların ve küresel yönetişim mekanizmalarının işlevsizleşmesinin siyasi ve ekonomik belirsizlik primini artırdığını ifade ederek, “Tarihsel olarak ‘güvenli liman’ kabul edilen varlıklar ile riskli varlıklar arasındaki fark genişlemekte. Siyasi belirsizlik arttıkça yatırımcıların talep ettiği getiri eşiği de yükselmekte.” diye konuştu.

Serbest ticaretin dönüşümü

Arı, liberal ticaret düzeninin temelini “kazan-kazan” anlayışı üzerine kurduğunu ancak gelinen noktada yaşananların marjinal düzeltmeden öte, köklü paradigma değişimine işaret ettiğini vurguladı.

Ekonomilerin korumacılığa yönelmesinin, sübvansiyonların politika aracı olarak silahlaştırılmasının, tarifelerin stratejik enstrüman olarak kalıcılaşmasının, standardizasyonda ve kurallarda belirsizliğin artmasının, küresel ticaret sisteminde yaşanan meşruiyet krizinin merkezinde yer aldığına dikkati çeken Arı, “Ticaret politikası, hiçbir zaman saf ekonomik hesaplardan ibaret olmadı ancak bugün güvenlik, teknolojik egemenlik ve jeopolitik bağımlılık kaygılarının ticaret politikasını bu denli açık ve sistematik biçimde belirlemesi, niteliksel olarak yeni bir aşamayı temsil etmektedir.” diye konuştu.

Piyasalara erişimin zorlaşması, küresel değer zincirlerinde konumlanmanın giderek güçleşmesi ve “friend-shoring” ile “near-shoring” eğilimlerinin üretim ve tedarik ağlarını yeniden şekillendirmesiyle makroekonomik kırılganlıkların daha da derinleşeceğini belirten Arı, bu dönüşüm sürecinin, küresel ekonominin gelecek dönemdeki temel belirleyicilerinden biri olacağını ifade etti.

“Görünmez el”, yerini devlet müdahalesine bırakıyor

Arı, artan ulusal güvenlik önceliklerinin ekonomik karar alma süreçlerini de şekillendirdiğini belirterek, liberal ekonomilerdeki “görünmez el” kavramının yerini giderek daha fazla devlet müdahalesine bıraktığına işaret etti.

Uluslararası ilişkiler literatüründeki “güvenlikleştirme” kavramının ekonomi alanında da belirgin biçimde kullanıldığına dikkati çeken Arı, şöyle devam etti:

“Bugün ekonomi politikasında tam olarak bu işlemekte. Örneğin, yarı iletken tedariki önce ‘ulusal güvenlik meselesi’ ilan ediliyor, yabancı yatırım denetim mekanizmaları genişletiliyor, kritik altyapıya yönelik el koyma yetkileri yasal zemine kavuşturuluyor, veri akışları sınır güvenliği kapsamında değerlendiriliyor. Bu çerçevede devlet müdahalesi artık piyasa başarısızlığını düzeltmek ya da gelir dağılımını dengelemek için değil stratejik özerkliği korumak için meşrulaştırılıyor.”

Dijital egemenlik yaklaşımı, serbest piyasa dinamiklerini yeniden şekillendiriyor

Arı, teknolojide işbirliği ve açık bilgi paylaşımından rekabetçi hegemonya arayışına evrilen süreçte, devletlerin teknoloji şirketleri üzerindeki denetim eğilimini artırarak “dijital egemenlik” yaklaşımını, küresel teknoloji ekosistemini ve serbest piyasa dinamiklerini yeniden şekillendirdiğini söyledi.

Bu alanların kritik olmasının, yalnızca ekonomik değer üretmelerinden değil askeri, istihbarat ve yönetişim kapasitelerini doğrudan belirlemelerinden kaynaklandığını dile getiren Arı, “Gelişmiş yapay zeka sistemlerine erişimi olan bir ordu, otonom silah sistemleri, siber saldırı kapasitesi ve istihbarat analizi açısından rakiplerine karşı asimetrik bir üstünlük kurabiliyor. Bu gerçek, teknolojiyi salt ekonomik rekabet alanından çıkarıp varoluşsal güvenlik meselesine dönüştürüyor. Dolayısıyla ‘rakibi ele geçirme ve tasfiye etme’ söylemi, abartılı bir nitelendirme değil stratejik aktörlerin açıkça benimsediği bir rekabet çerçevesinin yansıması.” ifadelerini kullandı.

Piyasa mantığının yerini güvenlik mantığına bıraktığında en verimli çözümün değil en güvenli çözümün tercih edileceğinin altını çizen Arı, “Bu tercih kümülatif biçimde büyüdükçe, inovasyon hızı yavaşlar, maliyetler artar ve küresel dijital eşitsizlik derinleşir.” diye konuştu.

Kaynak: AA / Fahri Aksüt
0 0 0 0 0 0
YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

İnönü Üniversitesi’nde merkezi sınav sistemlerinin dönüşümü ele alındı

KATEGORİNİN POPÜLERLERİ