h Dolar 44,8669 % 0.22
h Euro 52,9329 % 0.22
h Sterlin 60,7618 % 0.03
a İmsak Vakti 02:00
İstanbul 16°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

Fars Haber Ajansı Türkiye Temsilcisi İsmail Bendiderya ile Özel Röportaj

Herkese merhabalar, bugün araştırmacı yazar İsmail Bendiderya Hocamız ile birlikteyiz. İsmail Haaocamızla birlikte İran’da yeni cumhurbaşkanı İbrahim Reisi döneminde Türkiye-İran ilişkilerine yönelik kendisinden bilgiler edineceğiz. Hocam hoş geldiniz yayınımıza.

-Hoş bulduk, teşekkür ederim Eren.

-Hocam şu soruyla başlamak istiyorum; bildiğiniz üzere yeni bir seçim yapıldı, seçim sonucunda İbrahim Reisi cumhurbaşkanı olarak seçildi. İran’da İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçildiği bu yeni dönemde Türkiye-İran ilişkilerine ilişkin bizi neler bekliyor? Siz nasıl yorumluyorsunuz?

-Şimdi öncelikle çok kıymetli Türk milletimizin, sevgili halkımızın Kurban Bayramı’nı kutluyorum. Bu Kurban Bayramı’nın kardeşliğe vesile olmasını arzu ediyorum. İran- Türkiye ilişkilerinin aslında Reisi’nin cumhurbaşkanı olmasıyla birlikte çok fazla bir değişikliğe gideceği kanaatinde değilim. Bir ülkenin muhatabı olan diğer bir ülkeye karşı politikasının değişmesi için çok farklı etkenler olması lazım; kendi politikasının değişmesi lazım veya karşı ülkenin politikasının değişmesi lazım veya ikisi dışında üçüncü, dördüncü bir faktörün bu politikanın yeniden dizaynını icap ettirecek bir yenilik getirmiş olduğunu görmemiz gerekiyor. Ben Türkiye’de dış politikada bir değişiklik görmüyorum. Yani ister komşulara karşı bakış açısı olsun, ister Amerika’ya karşı, ister İran’a karşı veya Rusya’ya karşı ciddi bir değişiklik yok, tavrımız ortada. Amerika parmak sallıyor, hakaret ediyor halkımıza, milletimize, bayrağımıza, cumhurbaşkanımıza ama biz Amerika ile ilişkilerimizi hiçbir şey olmamış gibi sürdürüyoruz yani 1-2 tane böyle çok hafif bence yumuşak şeyleri geçiştirmeye çalışıyoruz. Şimdi bakın Amerika’nın güçlü bir devlet olması Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güçsüz bir devlet olduğu anlamına gelmez. Biz de zayıf bir devlet değiliz yani biz de kendi çapımızda güçlü, bulunduğumuz jeopolitika nedeniyle de son derece önemli bir mevzideyiz ve bulunduğumuz konum itibariyle de hem komşularımız hem de batı tarafı için son derece önemliyiz. Bakın bizdeki göçmenler, daha doğrusu sığınmacılar vesilesiyle Avrupa’ya karşı elimizde müthiş bir kart var ama ne yazık ki bunu bir miktar yardım veya bir miktar kredi falan alarak burayı adeta göçmenler ülkesine çevirmeye çalışıyor birileri. Şimdi politikamızda bir değişiklik oldu mu ki biz bekleyelim yani Reisi’nin gelmesiyle beraber İran’da bir değişiklik olacağını. Reisi gelince ne olacak zannediyoruz? Ruhani’nin daha çok ıslahatçı yani reformist bir cephede olması, Reisi’nin de daha çok muhafazakar cephede olması, daha fazla Amerikan karşıtı, batı karşıtı bir cephede olması zannediyorum bizi buna iten asıl sebep bunlar. Unutmayalım ama her ikisi de ruhani insanlar yani din adamı. Ruhani’nin adı üstüne adı da Ruhani, kendisi de bir din adamı, kendisi de ruhani. Reisi de Ayetullah Reisi, bir din adamı. Ama evet siyasi duruşları farklı; biri muhafazakar, öteki bir reformist. Fakat Amerika’nın veya batı cephesinin Ruhani gittiğinde, Reisi geldiğinde politikası mı değişecek? Mesela Afganistan konusundaki oyu mu değişecek? Değişiyor gibi görünüyor ama değişmiyor. Bakın Reisi’nin gelmesiyle, Reisi’nin geleceğinin kesinleştiğini gördüklerinde hatta bence seçimden önce yaptılar o anketleri, Reisi’nin geleceğinin kesinleştiğini gördüklerinde Afganistan’da Amerikalılar çıkmayı gündeme getirdiler, çıkıyoruz dediler ama çıkıyorlar mı? Taliban diye bir şey koyuyorlar oraya, bu Taliban’ın bir kolu var biliyorsunuz Taliban ve diğer kurulan örgütler gibi bazı kolları olan, fraksiyonları olan bir şey; IŞİD gibi, ötekiler gibi. Ama Taliban bugün Afganistan’ın önemli bölgelerini hızla ele geçiren, her nasılsa birden bire güç kazanan, birden bire silahları ele geçiren, Amerikalılara karşı birden bire şahlanan bu Taliban, Amerikan silahlarıyla şahlanıyor, Amerikalıların verdiği silahlarla yapıyor zaten bunu. Bu IŞİD meselesidir, buna buradan bir kere dikkat çekelim; biz seneler önce Suriye olayında IŞİD meselesi, Daeş meselesi çıktığında bunu yüksek sesle söyledik, aldıran kulak veren olmadı. Benim gibi de bunu söyleyen nice insanlar oldu, ben bunlar arasında çok küçücük bir noktayım, sadece küçük biriyim ama dinleyen olmadı. Bakın Suriye olayı tam da maalesef tahmin ettiğimiz yerlere geldi. Yani 70 bin tahmin edilen göçmen oldu 500 bin, sonra o yarım milyon oldu 1 milyon, 2 milyon. Artık ondan sonra kimse saymadı, nasılsa dediler su tepeyi geçti artık bu su bir metre midir bin metremedir yüzme bilmeyen boğulur gider mantığıyla davranıldı maalesef. Ve o 70 bin- 100 bin tahmin edilen göçmen Suriyeli sığınmacılar için 3,5 milyon- 4 milyon dediler bundan 9 sene önce. Kimse demedi ki yahu 9 senede Türkiye’deki Suriyeli kadınlar doğurmuyorlar mı? Doğuruyorlar, iyi de doğuruyorlar; 1 yerine 5 doğuruyorlar. Yani 9 senede 2 senede bir çocuk doğurmuş olsa, 3 senede bir çocuk doğurmuş olsa bakın sayıya 2 milyon eklenmiş olur. Bu şu anlama geliyor; biz sığındırmayalım mı? Tabii ki bunu demiyoruz. Tabii ki ülkemize sığınana kapımızı açacağız, tabii ki kapımızı çalan yoksula kapımızı açıp aşımızı, ekmeğimizi paylaşacağız fakat nereye kadar? Ne şekilde? Yani aşımızı paylaşmak başka, elimizde yiyecek aşımızın kalmaması başka bir şeydir, bir de evimizde oturacak yer kalmaması başka bir şeydir. Bugün Suriyeli veya Iraklı bir iş yeri açtığında vergi ödemiyor, özellikle Suriyeliler biliyoruz. Ama biz açtığımızda vergi ödüyoruz, artı biz kaçak mal satamıyoruz ama o Suriyeli kaçak mal satıyor. Kimse de bir şey demiyor. Bakın şunu söylemeye çalışıyorum; Yani politika değişti mi ki karşıdakinin de politikası değişsin? Oradan geldik buraya. Afgan konusundaki politikamız da hakeza. Yani Taliban denilen, burada açıkça söyleyelim bence IŞİD’in Afganistan versiyonu haline getirildi Taliban. IŞİD’in güçleri tepki toplayınca adı değiştirilen aynı bizdeki başımıza bela ettikleri PKK’nın yok bilmem YPG, yok PYD,  terör örgütleridir bunu açıkça bilelim. Yani bir ülkeyi parçalamak, bölmek isteyen bir terör örgütünün adını 50 kere değiştirin fark etmiyor, 50. Versiyonunda da adının önüne ‘’bölücü’’ koyacağız. Bu toprakları bölmek isteyen her örgüt bölücüdür, Amerika’ya peşkeş çeken her örgüt bölücüdür. Amerikan, İsrail bayrağı ile yürüyüp de güya kendi bağımsızlığından bahseden birisinin samimiyetine inanır mısınız? Yani Amerika- İsrail bayrağıyla veya başka bir ülkenin bayrağıyla yürüyeceksiniz biz bağımsızız, işte ülkemizde bağımsız bir şey istiyoruz diyeceksiniz. Bir kere ülken bağımsız ise sen niye bağımsızlık istiyorsun? Bağımsız değilse niye belli bir toprağın bağımsızlığını istiyorsun, parçalıyorsun? Vatan için yüreğin çarpıyorsa, bütün vatanının bağımsızlığı ve güçlü olması, ayakta durması için mücadele et, kardeşlerinle el ele ver. Küçülmek hangi mantığın parçasıdır? Yani bizim politikamızın, Reisi’nin gelmesiyle değişmesi için bizim dış politikamızın değişmesi gerekiyor, ben bunun çok fazla değiştiği kanaatinde değilim. Afganistan’dan Amerika çekilirken biz orada havaalanında Afgan havaalanını koruyacağız diyoruz. Bilmiyorum niye koruyacağız? Kime karşı koruyacağız? Niçin koruyacağız? Yani bu nasıl bir şey? Amerika geldi Suriye’de IŞİD dedi, DAEŞ dedi, DAEŞ’i oraya sokan kendisi zaten ama bakın şimdi çöktü petrollere, PYD, YPG, PKK’yı  oraya koydu bütün versiyonlarıyla binlerce insanı kafaladı, kandırdı getirdi oraya Suriye’yi bölmeye çalışıyor şimdi. Bölebilecek mi, yapabilecek mi bilmiyoruz ama Amerika orada üs kurdu. Eren kardeşim, Amerika Suriye’de şu anda üs kurdu, üs sayılarına bir bakın askeri üsler kurmuş durumda, Suriye’nin petrollerine çökmüş durumda. Tıpkı Irak’ın petrollerine çöktüğü gibi. Irak Anayasası gereğince Amerika’nın oradan çıkması lazım, derhal Amerika’ya çık diyorlar. Çıkmıyorum diyor Amerika. Şimdi çıkmıyorum deyince de çıkmayacak mı? Tabii ki görüyoruz direniyor; Irak direniyor, Suriye direniyor. Bu direniş de müthiş artacak daha sonraları. Şunu söylüyorum bakın Atatürk dönemini hatırlayalım. Atatürk’ün dış politikada enteresan bir şeyi vardır bu bizim komşularımızla ilgili Sadabat Paktı diye bir Pakt var Erencim; Türkiye, İran, Irak, bir de Afganistan vardı bir Pakt kuruldu. Ortak nokta bir de bu ülkeler öyle İslam Cumhuriyeti veya milli bir tanımlamayla değil, laik ülkelerdi bu bahsettiğimiz ülkeler. En azından uygulamada böyleydi. Şimdi ülkemizde birileri bakıyorum maalesef Suriye’den, Afganistan’dan göçmenler gelmesi gibi bir derdi var birilerinin. Yani ülkemizin resmen yapısıyla oynan bir durum var.  Şimdi Suriye mesela, bu İran değişir mi değişmez mi diyoruz ya buna bakalım bizim Suriye ile politikamız değişti mi değişmedi mi? Ne zamandan beri? Suriye’de iç savaş çıkmadan önce kimler bu savaşı çıkardı? Kimler bu şeyi körükledi? Biliyoruz hepsini yani. Kardeştik, hiçbir sorunumuz yoktu, PKK konusunda anlaşmıştık, terör elebaşını çıkarmıştı adamları orada. Ama bakıyorum aynı Suriye’de bir iç savaş oldu falan benim demek istediği şu; nedense İsrail ne yaptı? Suriye ile bizim aramızda önemli bir arazi vardı. İsrail o sınırı mayından temizleyeceğiz dediler. Sonra bizim ülkemizden bazıları ya dediler biz bu mayınları temizleyemiyor muyuz? Ordumuz mayın temizleyemiyor mu? Niye İsrail temizlesin? O toprakları niye İsrail kiralasın? Orayı tarım için kullanacakmış da İsrail, onun için temizlemek istiyormuş. Yok dediler, bazıları uyandı Allah’a şükür memleketten akıllı adamlar çıkandı uyandı. Yok dediler öyle bir şey ama maalesef her ne kadar kiralamaktan vazgeçtilerse de (15.19 -15.23 ses anlaşılmıyor yankıdan dolayı) .Bakın ne enteresan aynı şey İran sınırı ile de oluyor. İran- Türkiye sınırlarında mayın temizlemeye girdiler, duvar çekiyorlar Afganlar geliyor güya oradan, geliyorlar zaten. Şimdi sizce bunu biz görüyoruz da İran görmüyor mu? Yani Suriye’deki emsali kullanarak da görüyor, artı Suriye ile İran arasında stratejik anlaşma vardı. İran, Suriye’ye Rusya Devleti’nin davetiyle oraya gitti  ve Amerika ile orada açıkça savaştı yani Rusya-İran orada bir ittifak oluşturdular. Ben şunun için söylüyorum; yani şimdi de İran tarafındaki mayınların temizlenmesi, bunu biz görüyoruz da İran görmüyor mu zannediyorsunuz? Şimdi burada biz ne kadar bir politika değişikliği yaptık yani kendimizi kandırmayalım. Biz ne kadar değiştik ki karşıdakinin de politikasını değiştirmesini bekleyelim?  Büyük Orta Doğu Projesi’nden vazgeçtik mi acaba? Veya fiili olarak vazgeçmiş durumda mıyız? Bu böyle diyebilir miyiz? Geçtiğimiz günlerde biliyorsunuz bir isim var Samir Hafez  denilen doktor aslında, Suriye Türkmen Meclisi eski başkanıydı. Tabii Türkmenler bunu baştan beri dışladılar, bizim adamımız değil dediler, bizim adımıza konuşamaz dediler  fakat birileri bu adamı sürekli sanki Suriye Türkmenlerinin temsilcisiymiş gibi gündemde tuttular falan. Bu adam Suriye ve bizim hakkımızda tuhaf tuhaf şeyler söyledi. Bu adam şimdi diyor ki; Suriyeliler gitmeyecek, 5 yıl daha kalacaklar. Bakın bunu kim söylüyor? Samir Hafez. Samir Hafez kim? Suriye Türkmenleri adına konuşuyor. Nerede? Türkiye’de. Ya bu adam Suriye’de yaşamamış bile kardeşim, Samir Hafez’in hayatının önemli bir kısmı Amerika’da geçmiş, Amerika’da yaşayan bir adam tabii ki Amerika yanlısı olacak. Bence de Amerika’nın adamı. Bu adamın Türkmen diye bir derdi yok ya. Yani Türkmen diye bir derdi olan adam olsa bugün burada bulunan 6-7 milyona yakın, hadi olsun 3,5 milyon Suriyelinin en fazla %2’sinin %3’ünün Türkmen olduğunu bilmiyor muyuz? Bazıları %15, %20 diyorlar, söyleyeyim size değil. %2-%3 civarında. Geri kalanlar Araplardır ve Kürtlerdir. Peki bu 5 yıl daha kalacak, Sayın Samir Hafez Bey siz neye dayanarak, kimin adamısınız? Hangi ülke adına konuşuyorsunuz? Nereden çıktı bu 5 yıl? 4 yıl değil de, 7 yıl değil de, 10 yıl değil de 5 yıl nereden çıktı? Zaten adamlar 8-9 yıldır buradalar. Bir 5 yıl daha dediğinde buradaki 15 yaşındaki çocuk 20 yaşında artık ve birçok ilişkiler kuracak, birçok şey yapacak, bir yığın işler yapıyor bu adamlar görüyoruz. Yani çok enteresan, çok şaşırılacak bir şey bu. Neyse yani demek istediğim şaibelerle dolu bir isim bu Samir Hafez denilen adam. Nasıl seçildiğini bilmiyoruz yani Türkmen Konseyinde gidin inceleyin, araştırın yani Arapça bilenler, yabancı dil bilenler baksınlar lütfen bu adam nasıl seçildi o konseyde? Türkmenler çok iyi biliyor bunu, Türkmenlerle oturdum konuştum, Türkmenler çok iyi bilirler. Sonra bu Hafez, Suriye’den çok daha fazla Amerika’da yaşaması bir tesadüf mü? Türkmenlerin bu IŞİD denilen katiller tarafından nasıl katledildiğini biz görmedik mi? O zaman Samir Hafez Beyefendi tek kelime niye etmedi acaba? Neden o zaman IŞİD konusunda konuşurken bunlar Mücahit diyorlardı? O zaman bu beyefendi Türkmenler adına konuşmuyor muydu? Neden o zaman başka ülkelerden IŞİD’e, DAEŞ’e karşı savaşmaya  gelenleri katil diye tanıtan bu Samir Hafez, DAEŞ’e karşı niye bir şey demiyordu? Türkmenleri öldürüyordu bu adamlar. Şimdi bu politikamız değişti mi ki bizim Suriye’nin bize karşı politikası değişsin? Politikamız böyleyse Suriye’den ne bekliyoruz? Şimdi İran’a karşı da öyle bakmamız gerekiyor. Bir kere biz zaten İran’ın Suriye’yle bu konuda ( 19.24- 19.26) olduğunu, Orta Doğudaki BOP projelerini, Amerika’nın projelerini bozma konusunda İran’ın da nasıl şeyler yaptığını, Suriyelilerle iş birliği yaptığını, bizimle de gerekirse yaptığını, yapacağını biliyoruz. Yani Amerika’ya karşı, Amerika’nın Nato’nun bölgedeki yayılmacılığına karşı bir ittifak oluşuyor bu bölgede. Bunun İran’ı, Türkiye’si falan yok, milli çıkarlarını düşünen bütün ülkeler bu konuda ellerinden geldiğince Nato’nun mızrak ucunda kim duruyorsa onun oyunlarını bozmak için birleşiyorlar. Bunu görmemiz gerekiyor. Geçenlerde Doğu Perinçek bir konferansta konuşuyor, ben onu gördüm yani güler misin ağlar mısın? Bunu tuttular İslam İttifakı, İslam Birliği diye bir şeyle ilişkilendirdiler. Bir kere orada konuşmuyordu Doğu Perinçek, başka bir yerde konuşuyor. Yaptığımıza bakar mısınız? Birçok insan kandı buna, birçok insan başladı bu sefer tartışmaya; vay efendim işte Doğu Perinçek bir solcudur, Doğu Perinçek bilmem ne mahocudur, bilmem necidir. Bu adamın İslam Birliği ile ne alakası var? İranlılar niye bunu yapıyor? Hayret. Demiyor ki bir dakika bu yalan mı doğru mu diye. Biri ortaya bir şey attı, medya da bunu pohpohladığı zaman böyle bir hale geldi yani demek istediğim. Şimdi yani o mayınları temizleme işinin ardından İsrail tuttu bedavadan mayınlı bölgeyi temizledi de ne oldu? İşte bu hale geldik. 8 yıl Suriye iç savaşı, 9 yılı geçmiş Suriyeliler ülkemizdeler. Gidin bakın camilerde mi Suriyeliler, plajlarda mı? Bu adamlar dışarıda uyuşturucu mu pazarlıyorlar, insan mı kaçırıyorlar, her akla geldik rezilliği mi yapıyorlar yoksa gerçekten kendi hallerindeler mi? Şimdi kötülemeyelim bakın Allah kimseye göstermesin, başlarına bin bela geldi, bin türlü fitne fesatın içine düştü bu mazlum Suriye halkı ama demek istediğim bunların hepsi aynı değil. İyisi de var, kötüsü de var işte çeşit çeşit Suriyeli var. Bizim gibidir onlar da yani onlar da bizim gibi insan nihayetinde ama ülkelerinin başına getirilen şeyin bir politika neticesi olduğunu söylemeye çalışıyorum. O politika da bizim politikamızı etkiledi. Bunu söylemeye çalışıyorum. Bugün Afganistan’dan buraya akın akın eğer birileri mülteci gönderiyorsa bunda bir şey aramamız gerekiyor bizim. Neden diye bir soru sormamız gerekiyor. Niçin ve neden Türkiye? Ne oldu da böyle bir şey oluyor? Yani 5-10 milyon Euroluk bir destekle Afganların buraya gelmesine sizin aklınız eriyor mu? Yani bazı taşeronların bu şekilde bu ülkenin üzerinde oynamasına izin verilmeli mi? Önce bizim bunları sormamız gerekiyor. Her halükarda Viyana Görüşmesinden tutun, diğer görüşmelere varıncaya kadar Reisi döneminde Amerika’ya karşı, Batıya karşı taviz beklemeyelim. Ben bunun tam tersi olacağını düşünüyorum çünkü Amerika’nın ve Batının  İran’a da, Türkiye’ye de, Suriye’ye de bu konuda yalan söyledikleri ortaya çıktı. İki yüzlü davrandılar. O halde ona göre bir politika belirleyeceklerini ilan eder, hele hele bu reformist yönetimden uzaklaştığında daha Amerika’ya karşı tavrını koyabilen, Kasım Süleymani’nin katledilişinin ardından İranlıların buna susacağını düşünmeyelim. Böyle bir şey yok. Zaten verdiği karşılıkları gördük yani Amerika’nın üssünü de vurdular, birçok karşılık verdiler o konuda. Bundan sonra da böyle olacak çünkü Amerika, İran’ın Batıyla yaptığı, Doğu’yla yaptığı komşularıyla yapacağı her ticarete karışıyor. İran da eli kolu bağlı durmayacak ki. Amerika’nın yanında duracak olursa İran’la ilişkilerimiz zayıflar, Amerika’ya rağmen dik durursa, birlik olursa İran’la ilişkilerimiz daha iyi olacaktır. O kanaatteyim.

-Peki siz İran’da iktisadi ya da sosyal bir reform süreci öngörüyor musunuz kısa ya da uzun vadeli olarak?

-Öyle bir süreç büyük bir ihtimalle olacak çünkü İran’ın kendi içinde de böyle bir şeye ihtiyacı var, dışarıda da var. ve bu dışarıdaki sürece geçmişteki husumetin bir ölçüde yanlış yaklaştığı kanaatindeyim. Yani Ruhani hükümeti birçok şeyde hata yaptı, bunlardan en önemlisi Amerika’nın karışacağını bile bile Batılılarla Viyana Görüşmelerinde taviz vermesi oldu, onlarla oturup müzakere etmesi oldu. Ya müzakere ettiğiniz taraf bir kere size hep oyun oynayan, yalan söyleyen, yaptığı anlaşmaların hiçbirine uymayan bir taraf ama bakın Ruhani hükümeti ona rağmen tekrar onlarla müzakereye oturdu ve yine kandırıldı. Yani Amerika devreye girdi, Avrupalılar yine İran’ın bloke ettikleri paralarını, bankadaki paralarını vermediler. İran petrol satmış diyelim Malezya’ya, Türkiye’ye, Irak’a, şuraya buraya. Dünyada 30 küsür ülkeye petrol satıyor İran. Çok önemli bir petrol ülkesi. Amerika bu petrolün parasını vermenize engel oluyor. Yani kalkıyor mesela atıyorum Irak’a diyor ki; verme, Malezya’ya, Endonezya’ya veya Brezilya’ya İran’dan aldığın petrolün parasını verme diyor. Şimdi almazsa İran’ın petrolü ucuz ve kaliteli, başka yerden pahalıya alacak, alırsa Amerika bunu ödemeye diyor. Bakın böyle bir tuhaflık var, böyle bir zorbalık var, böyle bir alenen zorbalık var. Şimdi bunun karşılığında tabii ki İranlılar politika geliştirecekler. Kimle daha yakın ilişkiler kurdular? Ruslarla farklı ilişkilere girdiler, başak ülkelerle mesela Kore’yle çok farklı ilişkilere girdiler. İranlılar sürekli kendileri için kapanan yolun karşısında yeni yollar açıyorlar. Bu doğal, biz de bunu yaparız herkes de bunu yapar. Fakat bu bağlamda İran’da bir ekonomik ve sosyal bazı yeni uygulamaların başlayacağı kanaatindeyim. Bu kesinlikle hem içeride hem dışarıda hissedilir bir şekilde olacağını düşünüyorum.

-Evet hocam teşekkür ederim. Bunu da not almış olduk. Şimdi bir konu daha var hocam; seçim kazanmasından sonra Reisi’nin yaptığı ilk konuşmada İbrahim Reisi önemli mesajlar verdi. Bunlardan birisi de İbrahim Reisi’nin ‘’Dış politikamız, nükleer anlaşmayla sınırlı kalmayacak, dünyayla etkileşim halinde olacağız’’ ifadesiydi. İran bundan sonra 25 yıllık stratejik Ortak Antlaşması imzaladığı Çin ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerine odaklanacak mı sizce?

-Tabii ki. Rusya ve Çin’le olan ilişkileri İran’ın daha da güçlenecek. Bu açıkça belli. Politikası, milli çıkarları bunu gerektiriyor. Batıyla ticaret yollarını kapatırsanız, komşularını ticaretten men etmeye zorlarsanız, komşularına ambargo uygularsa daha doğrusu bakın İran’a uygulanan ambargo bize de uygulanmış oluyor, bütün komşu ülkelerine uygulanmış oluyor, Avrupa’nın tamamına uygulanmış oluyor. Neden? Ötekinin 6’ya sattığı bir petrolü İran 5’e satıyor ve daha kaliteli petrol. Bunu biz almayınca mecbur zarar etmiş oluyoruz, ötekinden 6 Dolara almış oluyoruz. Avrupa da böyle; Avrupa ülkelerinin çoğunun bugün Amerika’ya şiddetle öfkelenmiş olması, Merkel boşuna mı diyor yani Avrupa Birliği bitti, yeni bir birlik oluşturacağız diye? Bunu Merkel söylüyor, Almanya Şansölyesi. Bunu boşuna mı söylüyor? Durup dururken mi söylüyor? Amerika gına ettirdi onlara yani. İçinde Rusya’nın da olacağı bir Avrupa Birliğinden bahsediyor yani Merkel. Bakın Merkel’in bu sözü çok önemli. Bu açıklaması da basın açıklaması, gizli saklı konuşmuyor kadın. Açıkça diyor ki; Avrupa Birliği bitmiştir, yeni bir Avrupa Birliği düşünüyoruz, olması gerekir. İçinde Rusya’nın da olduğu bir Avrupa Birliği dedi. Enteresandır tabii ki ikinci gününde Merkel birden hastalanmış gibi yok Merkel konuşamıyor, otururken uyuyor diye onu aşağılayan, o küçük düşüren sözler. Amerika böyle bir şey yani Siyonizm böyle bir şey. Amerika hemen başladı buradan oynamaya, Merkel’i küçük düşürmeye falan. Niye? Amerika’nın çıkarlarına karşı bir şey yapıyor. Çünkü yayılmacı bir politika izliyor Amerika. Yok İran’la ticaret yapma, yok Türkiye’yle ticaret yapma, yok Irak’la Türkiye’nin ticaretini ancak Amerika şirketi üzerinden yaparsın. Açıkça bir zorba yani bir derebeyi gibi davranıyor Amerika şu anda.  Bir derebeyi, bir zorba karşısında mazlumlar, halklar nasıl el ele vermiş, milletler nasıl ayağa kalmış tarihte binlerce örneği varsa bunun bir örneği de bugün Amerika konusunda yaşanıyor ve dahasını da göreceğiz. Yani Amerika  tabii ki geri adım atmak zorunda kalacak. Afganistan’dan kaçıyor ya yerine Taliban’ı koyuyor, güya Taliban’a karşıymış gibi de davranıyor, yeni bir IŞİD modeli ortaya çıkarıyor. Bunlara rağmen Amerika kaybedecek. Bunlara rağmen diyorum çünkü bölgedeki bütün ülkelerin çıkarlarını zedeliyor. Bir fil girdiğinde bahçeye her şeyi tarumar ediyorsa; Amerika bunu yapıyor, ee bu bahçenin de sahipleri tabii ki o fili çıkaracak, halledecekler yani bunun başka bir çaresi yok.

-Evet hocam çok teşekkür ederim. Peki şöyle bir soruyla devam etmek istiyorum; ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının kalkması durumunda İran’ın Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen gibi Orta Doğu ülkelerindeki nüfusunun da artması söz konusu olacaktır. Bir diğer yandan Suudi Arabistan’ın liderliğindeki bazı körfez ülkeleri ile İran arasındaki gerilim artabilir. Reisi böyle bir tabloya karşı nasıl bir politika izleyebilir? Aşırı muhafazakar Reisi’nin, körfez ülkelerine karşı daha şahin bir pozisyon mu sergilemesi bekleniyor sizce?

-Şimdi Amerika İran’a uyguladığı ambargoları kaldırmaz bir kere. Bu soru kısır bir soru, özür dilerim. Neden? Çünkü 40 küsür senedir niye ambargo uyguluyor Amerika İran’a karşı? Aynı sebep şu anda devam ediyorsa demek ki Amerika bu ambargoyu kaldırmayacak. Bu ambargoya rağmen İran daha da ilerliyor özellikle teknolojide gerçekten belki de o ambargoya borçlular önemli ölçüde. Kendileri kendi ayakları üzerinde durmak zorunda kaldılar. Bir çatal kaşığı dışarıdan alan, Coca Cola’yı dışarıdan hazır halde getiren İran şimdi bakın neler yapıyor. Niye? Çünkü ambargo oldu, zorunlu şekilde mecburen kendileri üretmek zorunda kaldı. Ve bugün bu noktaya gelmiş bir İran var, Amerika ambargoyu kaldırır mı sizce? Kaldırmaz. Peki Amerika’nın bu kaldırmadığı ambargolara rağmen bu İran kendi ayağının üzerinde devam etti mi 43 sene boyunca? Etti. Giderek de ilerledi mi? Evet. Bakın ne başarılar elde ediyor adamlar. Onun için Amerika’nın ambargoyu kaldıracağını zannetmiyorum. Şu olur ama; bazı ambargoları anlaşmalar çerçevesinde Avrupa ile ilgili olarak Avrupa’nın kendisinden daha fazla kopmaması için Amerika, Avrupa’nın ağzına biraz bal çalmak için Avrupa ile ilgili olan bazı ambargoları evet kaldırmak zorunda kalabilir, aksi halde Avrupa’yı kaybedecek Amerika. Ama ambargolar kalktığında İran’ın bölgedeki etkinliği mi artar? Asla. Bilakis bu ambargoları kaldırırsa Amerika, İran halkı nezdinde çok daha farklı bir yeri olur Amerika’nın, farklı bir şekilde bakarlar. Ve Amerika nasılsa artık bunun tam tersini yaptı; ambargo üstüne ambargo, çocukların kullandığı, kanserli hastaların kullandığı ilaçları bile yasakladı İran’a satmayı. Bakın Amerika diyor ki bütün ülkelere, bankalara; İran’a şu şeyleri satmayın, önce birkaç tane olur, geldi şimdi 250-300’e yakın kalem önemli ürüne. Bunların içinde çocuk ilacı var, kanser ilacı var. İran’a çocuk ilaçları, kanser ilaçları satamıyor ülkeler. Böyle bir zulüm olabilir mi ya? Bakın bu durumda ne yapacak peki? Ne oluyor o zaman İran’da? Amerika’ya karşı bir nefret oluyor değil mi? Yani İran rejimi taraftarı olanları da, muhalif olanları da düşünün. Yani İran halkında eğer atıyorum %5, %15 ne kadar bir kesim eğer rejime veya hükümete muhalifse, bu adamların muhalefeti Amerika’ya muhalefet haline dönüşüyor. Neden? Zulüm eden o çünkü. İran’ın verdiği parayı bloke ediyor Amerika. Para ödemiş İran; şu miktarda kanser ilacı alacak, şu miktarda diyelim Hollanda’dan falan ilaçları alacak, Amerika geliyor satamazsın diyor o ilaçları diye. Almanya satacak, ona da satamazsın diyor. Bir banka diyelim böyle bir girişimde bulunacak onu da tehdit ediyor. Şimdi bakın hem onlar Amerika’ya düşman oluyor, hem İran’ın muhalefeti dahi ne oluyor? Amerika’ya düşman olmuş oluyor. Yani bu ambargoların kalkması bir kere zerrece aklı, zerrece basireti olsa Amerika’nın bu ambargoları kaldırır. Savaşla, zorlayarak yaptıramıyor yani istediğini böyle bir millete. O halde olması gereken şey öncelikle karşındakinde akıl, haysiyet ve şeref olduğunu görmektir. Bunu gördüğü sürece de halkın devletinin yanında duracağından zerre şüpheniz olmasın. Ambargoların sürmesi Amerika’nın aleyhine, bence İran’ın da önemli ölçüde lehine bu şartlardan sonra. Niye? Çünkü adamlar kendi yollarını buldular. 1 yıl değil, 2 yıl değil ya adamlar 43 yıldır yaptırım altındalar. Ve bakın neler yapıyorlar, neler üretiyorlar. Üretmeyi öğrendiler, yapmayı öğrendiler, kolay kolay onlar bundan vazgeçer mi? Hele hele Amerika zorbalığını sürdürürse vazgeçer mi? Böyle bir sebep ben görmüyorum, böyle bir şey olacağını da hiç zannetmiyorum. Bölgede de güçle konusu palavra yani İran bugün ne yapıyorsa, yarın da aynı şeyi yapar. Yani İran gökten zembille inmiş bir ülke değil ki, cinler ülkesi, cinler diyarı değil ki. O da bizim gibi 2+2’nin 4 ettiği bir ülke. Sistemde eleştirirsin; değiştirilen şeyler olur, değiştirilemeyen şeyler olur eleştirirsin bunlar farklı şeyler bunlar olabilir. İngiltere’de bugün krallık var, yalnız uygulamalara bakın ne kadar krallık seviyesinde? Demokrasiden bahseder ülkeler var, bakın bakalım hangi ülkede ne kadar demokrasi var. Yani isminizin demokratik olması bir şey ifade etmiyor. Demokrasi ile de karın doymuyor, krallıkla da karın doymuyor. Ülkenin insanları karınların nasıl doyduğuna ama haysiyetlerinin de nasıl korunduğuna bakıyorlar. Yani bir insanın haysiyetini kırarak siz ona ekmek verirseniz 1 kere, 2 kere verirsiniz daha sonra bu insan teper onu. Milletlerin haysiyetleri ve onurları önemlidir. Devletlerin haysiyetleri ve onurları önemlidir. Kurulan ilişkiler önemlidir, coğrafi ilişkiler önemlidir. Amerika ta 10 binlerce mil öteden kalkıp gelmiş buraya, ortalığı ateş duman içinde bırakıyor. Amerika’da yaşayan insanlar bile bundan rahatsız, Orta Doğu’daki, Batı Asya’daki ülkeler mi rahatsız olmasın? Düşünebiliyor musunuz bunu? Türkiye’si, İran’ı, Irak’ı, Mısır’ı, Suriye’si, Afganistan’ı, Libya’sı bunların tamamı bugün Amerika’dan yakasını silkiyor ve Amerika’ya karşı sürekli ittifaklar gelişiyor. Bakmayın Amerika’nın ve İsrail’in yalan haberlerine, böyle şişirme haberlerine. Müthiş bir Amerikan karşıtlığı, müthiş bir emperyalizm karşıtlığı var hem Türkiye’mizde hem de bütün bölgede, İran’da da var bu. Amerika bunu görüp değişirse ona karşı politikalar değişir, aksi takdirde değişmediği gibi de çok daha farklı, çok daha güçlü politikalar geliştirecektir ülkeler.

-Evet hocam, sorularım benim bu kadardı. İsmail Bendiderya bizimleydi, sorularımızı yanıtladı. Kendisine çok teşekkür ediyoruz. Tekrardan başka bir yayında görüşmek üzere Hocam, çok teşekkür ederim.

-Ben de teşekkür ederim.

0 0 0 0 0 0

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

Sıradaki haber:

Gelecek Partisi G. Başkan Yard. Selçuk Özdağ İle Röportaj

KATEGORİNİN POPÜLERLERİ