İmsak Vakti 02:00
Herkese merhabalar bugünkü konuğumuz Araştırmacı Ali Şahin Hocamızla beraberiz. Kendisiyle İran’da yapılan son seçimlerde yeni seçilen cumhurbaşkanı İbrahim Reisi dönemini konuşacağız, Türkiye- İran ilişkilerini konuşacağız. Hocam hoş geldiniz yayınımıza.
-Hoş bulduk, teşekkür ederim.
-Hocam şu konuyla başlamak istiyorum; İran’da İbrahim Reisi’nin cumhurbaşkanı seçildiği bu dönemde sizce Türkiye-İran ilişkilerinde bizi neler bekliyor?
-Yani bununla ilgili isterseniz öncelikli olarak İran’ın dış politikasına bakalım, oradan Türkiye-İran ilişkilerine doğru gidelim.
-Peki, uygundur hocam.
-Şimdi bundan önceki dönemde reformist bir hükümet iktidardaydı biliyorsunuz. Ve bunların Bercam denilen veya bizim ülkede biraz daha anlaşılır bilinen Nükleer Anlaşma meselesi vardı. Nükleer anlaşmayla birlikte İran üzerindeki yaptırımlar kısmi anlamda kalktı ve bu süreçten sonra İran ekonomisi ciddi darboğazdan kurtuldu ve bu süreçten sonra İran biraz daha aslında Orta Doğu Coğrafyasında daha aktif bir yol izlemeye başladı ve bu süreçten sonra Vekili Hüsrev üzerinden Orta Doğu’da aktif bir politika izlemeye başladı, füze gücünü arttırdı, yine vekil güçleri olan ekonomik gelirlerini arttırdı. Mesela Vekil Hüsrev derken kimden bahsediyoruz ona da ufakça değinelim; Irak’ta Haşdi Şabi’den bahsedebiliriz, yine Hizbullah’ın kurulduğu alanlardan bahsedebiliriz, hakeza yine Lübnan’da Hizbullah’tan bahsedebiliriz, Yemen’de Ensarullah Hareketi’nden bahsedebiliriz. Ve İran ciddi manada Orta Doğuda bir alan kazandı. Şimdi İbrahim Reisi dönemi biliyorsunuz ki reformist iktidarın artık muhafazakar bir iktidara evrildiği bir dönemi göreceğiz biz İbrahim Reisi ile birlikte. İbrahim Reisi dönemi ile birlikte İran’ın dış politikası da değişecek. Aslında değişebilecek pek bir şey yok. Şöyle bir şey yok; İbrahim Reisi geçtiğimiz dönemlerde Ruhani’ye karşı aday olmuş, %38 oranında ciddi bir oy potansiyelini almış ama buna rağmen seçilememişti. Ve bundan sonraki süreçte İbrahim Reisi’nin tekrardan aday gösterileceği ön plandaydı, hatta İbrahim Reisi’nin Ayetullah Hamaney yanına dini rehber olarak gündeme geleceği söyleniyordu. Ve bu minvalde İbrahim Reisi, Yargı Eki Başkanlığı yaptı ve kendisi bir yargıç. Yani dış politika konusunda tecrübesiz birisi İbrahim Reisi. Bu minvalde baktığımız zaman müesses nizama da uygun bir zat. Çünkü nitekim bizzat Ayetullah Ali Hamaney tarafından aday gösterilmiş bir kişi ve dış politikada müesses nizamla birlikte kontak halinde olacak. Ve direkt olarak İran’ın Ulusal Güvenlik Konseyi ile hareket edeceği görülür vaziyette. Bu minvalde baktığımız zaman İran’ın dış politikasına, daha agresif bir politika izleyebileceği görülebiliyor. Çünkü biliyorsunuz ki İran’ın kuruluş felsefesine baktığımız zaman ne doğu ne batı yaşasın, İran politikasıyla dış politikaya baksın ve biraz daha 3. Dünyacı bir politikayla hareket ediyor.
-O zaman dış politikada değişiklik yapılacak diyebiliriz, doğru mu hocam?
-Tabii ki de daha sert ve agresif bir politika izlenebileceği söylenebilir ve bu minvalde de mesela İran’da Dış İşleri Bakanına kim gelecek? Bu bir soru işaretidir aslında. Mesela geçtiğimiz dönemin Dış İşleri Bakanına baktığımız zaman Cevad Zarif’e; uzlaşmacı bir kişi, Birleşmiş Milletler’de ön planda, biliyorsunuz ki Nükleer Anlaşmalarda, Viyana Görüşmelerinde ön planda sürekli ama bundan sonraki gelecek isim agresif bir politika belirleyeceği için uzlaşmadan biraz daha uzak, batı karşıtı bir isim olabilir. Bu minvalde öne çıkan isim dini rehberin danışmanı Hüseyin Emirgan’dır mesela.
-Hüseyin Emirgan.
-Evet. Hüseyin Emirgan’dır mesela ama şu açıdan da değerlendirmek lazım; şimdi İran yaptırımların gelmesiyle birlikte, Trump dönemindeki yaptırımlarla birlikte ve Koronavirüsün vermiş olduğu ciddi hasarla birlikte ekonomik olarak ciddi bir darboğazda. Ve bir Nükleer Anlaşmayı imzalamak istiyor bir taraftan. Sert bir isim buna da belki çok fazla taviz vermeyebilir, bu konuda biraz daha Batıya çok sert bakmayan ama muhafazakar bir isim de gelebilir. Hani biraz daha bu minvalde Dış İşleri Bakanına kim gelebilir? Bu konu da değerlendirilebilir aslında. Ama dediğim gibi İran’ın dış politikası daha agresif bir politika belirleyebilir, yine Orta Doğu’da Vekil Hüsrev olan desteğini arttırabilir ve bununla birlikte yine füze gücünü arttıracağı düşünülebilir yani. Bu şekilde değerlendirebiliriz.
-Peki hocam bu sert politikanın tarafı kim olacak? Bu bizi de etkileyecek mi? Yoksa ABD’ye, Batılı ülkelere karşı mı daha sert politikası olacak?
-Batı tarafından olacaktır.
-Peki bize nasıl etki gösterir hocam? Türkiye’ye karşı nasıl bir politika izlenir sizce? Bu dönemde Türkiye-İran ilişkileri daha mı kötüye gider yoksa daha mı iyi olur, yoksa aynı minvalde devam mı eder? Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?
-Şimdi onu şu şekilde değerlendiriyorum ben; şimdi İbrahim Reisi’nin dış politika bağlamında yaptığı açıklamalara baktığımız zaman komşularla biraz daha iyi ilişkiler, düzeyli ilişkiler belirleyeceğini görüyoruz biz söylemlerine baktığımız zaman. Hatta ve hatta Körfez’e yönelik, Suudi Arabistan’a yönelik işte yine masaya oturalım tarzında söylemlerde de bulundu. Biraz daha ölçülü hareket edeceğini düşünüyorum ben açıkçası. Çünkü bunun yanı sıra Türkiye İran’la birlikte biliyorsunuz Suriye’de bir Astana sürecini gerçekleştiriyor, Astana sürecini yürütüyor. Öte yandan Irak’ta aktifler. Ama dediğim gibi İran’ın sahada vereceği tepki Türkiye’yi rahatsız edecektir çünkü biliyorsunuz ki Irak’ta biz teröre yönelik ciddi operasyonlar yapıyoruz; biliyorsunuz Sincar’a yönelik operasyonlar, yine o bölgedeki operasyonlar ve bundan en fazla rahatsız olan Şii Milislerdir. Bunun yanı sıra Irak Başbakanı Mustafa Kazımi, Reisi’yi ilk tebrik eden isimlerden bir tanesiydi ve Reisi’ye zaman zaman yeşil ışık da yakıyor. İran’ın, Irak’ta ve Suriye’de aktif politika ve sahada hızlı bir politika izlemesi Türkiye’nin pek hoşuna gitmeyecektir. Bu manada ister istemez gerilimli zamanlar yaşayabiliriz ama Türkiye’nin ekonomik olarak İran’la geçmişten günümüze gelen ekonomik ilişkilerini göz önünde bulunduracağımız için tansiyonun çok da yükselmeyeceğini düşünüyorum ben.
-Anladım hocam, teşekkür ederim. Diğer bir konuyla devam etmek istiyorum Ali Hocam. Hocam, seçimi kazanmasından sonra İbrahim Reisi’nin yaptığı ilk konuşmada İbrahim Reisi birtakım önemli mesajlar verdi. Bunlardan bir tanesi; ‘’Dış politikamız Nükleer Anlaşma ile sınırlı kalmayacak, tüm dünyayla etkileşim halinde olacağız’’ ifadesiydi. İran bundan sonra 25 yıllık Stratejik Ortaklık Anlaşması imzaladığı Çin ve Rusya gibi ülkelerle ilişkilerine odaklanacak mı sizce? Bunlarla ilişkilerinde ne gibi politikalar izleyecek? Değişiklikler olacak mı?
-Şimdi bence açıkçası önemli olan şu anda İran için Bercam’dir yani Nükleer Anlaşmadır. Yani şu yaptırımların kaldırılması meselesidir. Ama biz geçtiğimiz dönemdeki iktidarda şunu gördük ki ; Bercam’e umut bağlayarak dış politika çok fazla çeşitlendirilemedi ve İran ekonomik olarak darboğaza itildi ve bu manada ekonomik olarak büyük bir sıkıntıya neden oldu. Aslında Amerika İran’a yapmış olduğu yaptırımlarla birlikte İran’ı Çin’in tabiri caizse kucağına itti. Ve biliyorsunuz ki dünyada da bir küresel mücadele var; Amerika ve Çin arasında Bir Kuşak Bir Yol üzerinden. Ve İran’da Bir Kuşak Bir Yolun önemli noktalarından bir tanesi. Bu süreçten sonra ben Reisi’nin bu söylemiyle birlikte dış politikasını biraz daha çeşitlendireceğini düşünüyorum. Bu ne demek? İran, Çin’le de oturup görüşecek, Rusya’yla da oturup görüşecek, Türkiye’yle de oturup görüşecek yani. Bu şekilde çeşitlendirecek ki nitekim İbrahim Reisi’nin: ‘’Benim Biden’la görüşecek konumum yok, Biden’la görüşmeye pek niyetli değilim’’ söylemi aslında bunun bir tezahürüydü. Bunun yanı sıra yine İran Meclis Başkanı Muhammed Kalibaf’ın: ‘’ Gelecek yüzyıl Asya yüzyılı olacak’’ söylemi, rotayı biraz daha Çin’e çevirdiğinin göstergesidir. Öte yandan baktığımız zaman Cevad Zarif veya geçtiğimiz dönemki İran hükümeti, reformist hükümet Amerika’ya karşı bir blöf attı. Yani kardeşim dedi siz yaptırımları kaldırmazsanız eğer ben de oturur Çin’le anlaşma yaparım. Ama bu anlaşma biraz flu kaldı, anlaşma hakkında çeşitli spekülasyonlar ortaya çıktı ama biz bunların hiçbir şekilde kağıda döküldüğünü görmedik. Bunun yanı sıra bu anlaşma meclise dahi gitmedi, bir blöf olarak kaldı. Yani genel olarak toparlayacak olursam; İran dış politikasını sadece batıya yönelik düşünmeyecektir çünkü Avrupa Birliği vermiş olduğu sözleri de tutamadı; mesela tamam denildi Amerika bu şeyden çıksın, biz Bercam’i devam ettireceğiz, bununla ilgili bir Instex denilen bir sistem kuracağız ve İran ekonomik ilişkilerini buradan sürdürecek denildi ama biz Instex’in de faaliyete geçtiğini görmedik. Ölü bir sistem olarak doğdu ve ölü bir sistem olarak hayatını idame ettirdi. Ve bundan sonra artık İran’ın az önce de belirttiğim gibi yüzünü sadece batıya endekslemeyeceğini, Rusya’yla da, Çin’le de işte Türkiye ile zaten olan bir ilişkileri var, çeşitlendirileceğini düşünüyorum İran’ın dış politikasının.
-Anladım hocam, çok teşekkür ederim bu konuyu da sizden öğrenmiş olduk. Şimdi farklı bir soruyla devam etmek istiyorum; İran’da iktisadi ya da sosyal bir reform süreci öngörüyor musunuz kısa ya da uzun vadeli olarak?
-Yani şimdi İran’da biliyorsunuz ki geçtiğimiz dönemde reformist bir hükümet vardı, reformist hükümet 2 dönem iktidarda oldu. Yani Ruhani iktidarı 8 yıllık bir iktidarlık süreci gösterdi. Ve bu 8 yıllık iktidarlık sürecinde seçim vaatleri konusunda ciddi reformlar yapacağını iddia etti, vadetti. Ama biliyorsunuz ki İran’da bir müesses nizam var ve en tepede dini rehber var. Yani siz ne kadar dini reform yapacağız derseniz deyin, dini rehberin süzgecinden geçmezse bu gerçekleşemez ki nitekim Ruhani vaatlerinin birçoğunu yapamadığı gibi bu halk tabanında itibarını kaybetmesine sebep oldu. Şimdi bakıyoruz ki muhafazakar bir iktidar önümüzdeki dönemde İran’ı yönetecek. Ve ben sosyal anlamda çok uzun vadede de, kısa vadede de ciddi manada bir reformun gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Mesela şimdi İran sokaklarına bakıyorsunuz, ciddi manada bir reform istiyor. Bunun yanı sıra sokaklar kaynıyor ama ister istemez iktidar bunu biraz göz ardı ediyor benim gördüğüm kadarıyla. Sosyal manada çok fazla bir reformun gerçekleşeceğini düşünmüyorum. Öte yandan iktisadi reformlara bakacak olursak bu da biraz daha Bercam’e bağlı aslında, yaptırımların kaldırılmasına bağlı. Öte yandan İran’ın 2. büyük kanayan yarası yolsuzluk, İbrahim Reisi Yargı Erki Başkanı olduktan sonra ilk yapmış olduğu şey yolsuzlukla mücadeleydi. Bu manada birçok yolsuzluk yapan savcının işine son verdi. Bunun yanı sıra halka yolsuzluk yapanlara cezasını vereceğine dair söylemlerde bulundu, öte yandan halkın içerisine karıştı ve bu minvalde hareketlerde ve fiiliyatta faaliyetlerde bulundu. Ve halk tabanında ister istemez Reisi bir prestij kazandı aslında yolsuzluk manasında. Bundan sonraki süreçte dediğim gibi İran’ın öncelikli olarak bu darboğazdan kurtulması gerekiyor, eğer ki bu darboğazdan kurtulup yaptırımlar kaldırılırsa ekonomik bir reform yapılabilir. Yani bu şekilde toparlayabiliriz aslında.
-Anladım hocam.
-Biliyorsunuz ki zaten İran gerek petrol konusunda, gerek gaz konusunda dünyanın en zengin ülkelerinden bir tanesi ama yaptırımlar dolayısıyla bunu bir türlü başaramıyor. Ve bunu gayri resmi yollarla kendi petrolünü ve gazını satmaya çalışıyor ama burada ne kadar başarı sağlayacak tartışılır ve halk tabanında ciddi yolsuzluklar söz konusu. Biliyorsunuz ki bugün Luristan’da bir sokak ayaklanmaları var, her ne kadar kuraklık ve susuzluktan dolayı protestolar ortaya çıksa da bölgenin mesela ekonomik manada kalkınmadığı, işsizliğin arttığı söz konusu ve bu sadece Luristan bağlamında değil aslında tüm İran bağlamında konuşulmalı. Diplomalı işsiz bir sürü insan var, dolar tabiri caizse aldı başını gitti. İran ciddi darboğazda ve bütün her şey aslında bu yaptırımlara bağlı. Bu şekilde değerlendirmenin doğru olacağını düşünüyorum.
-Çok doğru hocam, çok önemli konulara değindiniz teşekkür ediyorum. Şimdi şöyle hocam; siz bu Afganistan’daki olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Taliban ve gelen mültecileri ve bunun Türkiye ile ilişkileri, bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu aslında sorularımız arasında yok ama belki bunu da ekleriz bu konuyu da konuşmak isterseniz.
-Ya ben bu konuyu çok takip etmedim işin açıkçası ama benim gördüğüm kadarıyla şimdi Amerika hem Irak’tan çekiliyor hem Afganistan’dan çekiliyor. Ve burada bir güç boşluğu oluşuyor. Ve bu minvalde Afganistan’da bu güç pozisyonunu Taliban doldurmaya başladı ve ülkenin %80’inin, kendi söylemleriyle konuşuyorum ve basından takip ettiğim kadarıyla söylüyorum ülkenin %70’i, ‘80’i kontrolleri altına aldıklarını söylüyorlar. Ve bu ciddi manada mülteci akınına sebep oluyor. Bu mülteci akınları İran üzerinden Türkiye’ye gönderiliyor ve İran bunları alıp özellikle Türkiye üzerinden gönderiyor. Türkiye bu manada biliyorsunuz ki Suriye mültecileriyle zaten, bunları yayına koymayalım isterseniz de.
-Suriye mültecileri meselesiyle zaten iç politika ciddi manada darboğaza giriyor ve muhalefet sürekli olarak bundan besleniyor. Yeni bir mülteci akını hem iktidarın elini zorlaştıracaktır Türkiye’de, hem de halk tabanında zaten birikmiş bir öfke patlaması var, bu Afganlara da yansıyacaktır, belki de bu Allah muhafaza içeride istikrarı bozacak hareketlere, dilim iç savaşa varmıyor Allah korusun öyle bir şey zaten pek söz konusu da değil hani olay buraya doğru evrilecek gibi duruyor. Türkiye’nin bu konuda İran’la masaya oturup bunlara sistematik bir şekilde almaması gerektiğini, alacaksa bile kendi ülkesine veya diğer bölgelere göndermesi için hareket etmesi konusunda Türkiye’nin İran’la bir mütabakat masasına oturması gerektiğini düşünüyorum ben.
Şimdi devam edelim hocam buraları kestiğimizi varsayalım. Şimdi İran ve Arabistan arasındaki müzakereleri nasıl görüyorsunuz? Ve bunun sizce Türkiye’ye etkisi nasıl olacaktır?
-Ya aslında bunun temelinde de yine Amerikan seçimleri var bence. Çünkü biliyorsunuz ki Biden döneminde Orta Doğuda yeni bir konjektör, hatta Amerika’nın dünya politikasında yeni bir konjektör ortaya çıkmaya başlamıştı. Yani Trump tamamıyla Orta Doğuyu Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri üzerinden tabiri caizse dizayn edip daha çok Çin’le ticaret mücadelesine girişmeye niyetlenmişti. Ve İran’ı da bir tehdit olarak göstermişti Orta Doğuya ve silah satmıştı, tabiri caizse bir haraç almıştı. Ama Biden dönemiyle birlikte Amerikan dış politikası değişti, biraz daha İran’a alan açacak bir pozisyona geldi aslında Amerika. Yani Obama döneminin devamı niteliğinde bir süreç devam etti ve burada ister istemez Suudi Arabistan’ı, Birleşik Arap Emirlikleri’ni rahatsız hale getirdi ki Trump’ın İsrail’e en büyük kıyağı da aslında Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn gibi devletleri barıştırmak olmuştur. Suudi Arabistan biliyorsunuz ki İsrail’e karşı net bir şekilde tavır almış durumda, Filistin meselesini ön planda tutuyor ve ister istemez Trump döneminde oluşan Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan arasında bir gerilim var, bunu bir kenara bırakalım. Bunun yanı sıra İran Suudi Arabistan’a geçtiğimiz dönemde Cevad Zarif, Dış İşleri Bakanı olarak birçok kez zeytin dalı uzattı. Mesela şunu söyledi; ‘’ Bölgedeki devletler gidecek, biz burada komşuyuz. Gelin oturup konuşalım’’ gibisinden bir söylemde bulundu. Reisi de yine bunu yineledi ilk basın toplantısında. Ama şu gözden kaçmayacak kadar önemli bir meseledir ki; Yemen konusunda İran ve Suudi Arabistan ciddi manada çatışma halinde. Yemen, Suudi Arabistan’ın aslında hem ekonomisine ciddi manada bir zarar vermekte, bunun yanı sıra güvenliği manasında da zarar vermekte. Biliyorsunuz ki Araplara ciddi manada zarar verdi Ensarullah hareketi. Bunun yanı sıra sürekli olarak Suudi Arabistan’a bombalar düştü. Bu süreçten sonra Reisi ile oturup pazarlık yapacaklarını düşünüyorum ben Yemen konusunda. Eğer Yemen konusunda anlaşabilirlerse birtakım müzakere masası oluşabilir. Mesela Suudi Arabistan da İran’a tabiri caizse pek yüz vermiyor. Reisi’nin açıklamasından sonra Suudi Arabistan Dış İşleri Bakanı şunu söyledi: ‘’Dış politikayı yöneten siz değilsiniz, dini rehber. Dini rehberin de pozisyonunu biz biliyoruz. O konuda biraz şüphelerimiz var, gidişata göre sizinle masaya oturup oturmayacağımız ön planda olacaktır’’ gibisinden bir açıklamada bulundu. Yani tamamıyla her şey aslında bence Yemen’deki İran’ın pozisyonuna bağlı; eğer İran Yemen’de Ensarullah Hareketini dizginleyip Suudi Arabistan’a bir zeytin dalı uzatırsa oturup masada görüşebilirler diye düşünüyorum ben.
-Peki hocam bu müzakerenin yapıldığını varsayalım, Türkiye’ye etkisi nasıl olacak bunun? Dediniz ya müzakere, anlaşma şeklinde diye. Türkiye’ye etkisi olur mu olumlu ya da olumsuz şekilde?
-Şöyle düşünebiliriz bunu; şimdi Orta Doğuda yeni güç dengeleri ortaya çıkıyor ve 3 tane etmen ön planda. Yani Orta Doğuda 3 tane etmen ortaya çıkıyor; bunlardan bir tanesi Türkiye, bir tanesi İran, diğeri de İsrail bildiğiniz üzere. Bu durum Suudi Arabistan’ı rahatsız ediyor ve Suudi Arabistan Arap olmayan bu 3 aktörün ön plana çıkmasından rahatsız. Ve bu manada birtakım girişimlerde bulunuyor; Katar’la oturuyor konuşuyor, Birleşik Arap Emirlikleri’ne mesafeli davranıyor İsrail’le yakınlaşmalarından dolayı ve Türkiye’ye olan tavırlarını halen sürdürüyor. Türkiye’yle işte biliyorsunuz ki Biden’ın Amerikan Başkanı seçilmesinden sonra 1-2 sefer masaya oturdular, görüşmeler gerçekleşti Suudi Arabistan’la ama gözle görülür manada bir ilerleme katedilemedi. Bundan sonra tabii sahada göreceğiz neyin ne olacağını ama şu an için Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye olan tavrı net bir şekilde belli. Hani bir projeksiyon belirleyecek olursak İran ve Suudi Arabistan masaya oturursa bugün Türkiye’nin masanın dışında kalabileceği göz önünde bulundurulabilir. Suudi Arabistan’ın İran’a güvenmeyeceği göz önünde bulundurulursa Türkiye ve Suudi Arabistan’ın masaya oturup İran’ı masanın dışında bırakabileceği söylenebilir aslında yani iki farklı projeksiyondan bahsedebiliriz.
-İki farklı bakış açısından da değerlendirilebilir. Hocam çok teşekkür ederim benim sorularım bu kadardı. Bunlar aslında yeterince dolu dolu vermiş olduğunuz yarım saat kadar bir süremiz oldu. Tekrardan bana vakit ayırmış olduğunuz için çok teşekkür ederim.
-Ben teşekkür ederim. Biraz hızlı oldu, biraz hızlı gelişti. İnşallah umarım güzel olmuştur.
Emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile Özel Röportaj
1
Milli İstihbaratta Yeniden Yapılanma ve Askeri İstihbaratın Önemi
51376 kez okundu
4
Filistin Büyükelçisi Faed Mustafa ile Röportaj
133 kez okundu
5
Eren Talha Altun : Sosyal Medya Platformları Erişime Kapatılmalı!
130 kez okundu
6
Orta Doğu Uzmanı Araştırmacı Ali Şahin ile Özel Röportaj
128 kez okundu
7
Gilad Atzmon-Stephen Blet
118 kez okundu
13
Metin Külünk İle Görüşme
99 kez okundu
24
Orgeneral Prof. Dr. Leonid Grigoryevich Ivashov Röportaj
90 kez okundu
26
Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Eski Başkanı Hanefi Avcı Röportaj Medya Gazetesi Özel
85 kez okundu